ilginç bir şey oldu. dün cuma zannediyordum. dolayısıyla bugün de cumartesi. sabah uyanıp pencereden dışarı bakınca ve bir sürü insanı bir yerlere giderken görünce biraz şaşırdım. genellikle cumartesi sabahı saat dokuz civarında dışarıda bir kaç tane eşofmanlı insan görebiliriz. bunlar da genellikle ekmek almaya giderler. oysa dışarıda aynı anda ekmek almaya gitmesi biraz garip karşılanacak yirmi, otuz tane insan vardı. üstelik çoğunluğu da eşofmanlı değildi. okulun bahçesinde de pek çok çocuk görünüyordu hem. hepsi de okul formalarını giymişlerdi. sanki bugün cumartesi değil de çarşamba filanmış gibi. herhalde bugün önemli bir gün diye düşündüm. tüm yurtta coşkuyla kutlanan bir bayramdır belki dedim. ama öyle olsa okulun bahçesindeki çocuklar muntazam bir şekilde sıraya dizilir, ellerinde bayraklar, flamalar okulun kapısından dışarıya çıkar ve tören sahasına doğru uygun adım ilerlerdi. halbuki bunların hiç öyle bir hali yoktu. herhangi bir günmüş gibi okulun bahçesinde dolaşıyorlar, amaçsızca ordan oraya koşturuyorlar , birbirleriyle şakalaşıyorlar, belki birbirlerine bisküvi, çikolata filan ikram ediyorlardı. o kadarını göremedim tabi. 26 mayıs dünya multipl skleroz(ms) günü diye bir haber okumuştum internette sabah. bugün 27 mayıs. o dünmüş. belki tatil diye bugün kutlanıyordur dedim. demekki resmi tatil ilan edilmedi daha. öyle olsa dün tatil olurdu, insanlar işe gitmezdi. gerçi bugün de törene giderken işe gider gibi giyinmişler. ama saatlerce o sıkıcı kıyafetlerin içinde masa başında oturmaktansa, bir kaç saat sürecek tören esnasında onları giymeleri iyi bir şey yine de. okul bahçesindeki çocukları da herhalde tören alanına götürmeyecekler, sadece okulun konferans salonunda bir kaç çocuk ms ile ilgili şiir okuyacak , sonra ms ile ilgili düzenlenen kompozisyon yarışmasında ilk 3'e girenlere hediyeleri verilecek sonra da istiklal marşı söylenip tören bitirilecek galiba. belki çocuklarının tören yerinde yürüyemeyen, görme bozukluğu olan ms'li gençleri görmeleri halinde duygusal travma yaşayacaklarını düşünen bir grup öğrenci velisi imza kampanyası başlatmış, böylece okul yönetimi durumu valiliğe bildirip törene öğrencisiz olarak katılacaklarını saygılarıyla arz etmiştir. aman neyse, bana ne bütün bunlardan dedim. dedim derken, kimseye bir şey dediğim filan yoktu aslında. etrafımda kimse olsa belki birşeyler derdim. ondan da emin değilim gerçi. bazen etrafta birileri olsa da konuşmak gelmez içimden. tıpkı etrafta yiyecek bir şeyler olsa da içimden hiç bir şey yemek gelmemesi gibi. uyku konusunda da aynı şeyleri yaşadığımı söyleyemem. yani etrafta yatacak yatak, koltuk, minder filan varsa ve gece olmuşsa içimden genellikle uyumak gelir. zaten onunla ilgili de bir problemim olsaydı dört dörtlük bir depresyon teşhisini şahsıma koymanız işten bile değildi dimi. tabi, anlarım ben. depresyon ve demans birlikteliği diye düşündünüz. genç biri gibi ama, bu yaşta bu bellek zayıflaması, bu oryantasyon bozukluğu şaşılacak şey doğrusu diye geçirdiniz içinizden. alzheimerda da depresyon oluyormuş zaten ama o 50 yaş üstünde olmuyor muydu, hay allah kafanız iyice karıştı. haklısınız ama down sendromu olanlarda 40 yaşın altında alzheimer hastalığına rastlanabilir, biliyor muydunuz? ben de bilmiyordum, dün öğrendim. ama beni görseniz down olmadığımı siz de anlardınız. gözlerim hiç çekik değil, burun köküm de basık değil üstelik. tamam, evet, bugün cumartesi değilmiş. ama olabilirdi. olmaması için hiç bir neden yoktu. dün mesela perşembe olmasına rağmen bana bütün gün cumaymış gibi geldi. hiç de bir gariplik farketmedim, perşembe olduğunu filan da anlamadım. yani insanlardan uzakta bir yerde, amazonun derinliklerindeki kulübemde tek başıma yaşıyor olsaydım, ve hayatımın sonuna kadar da kimseyle karşılaşmasaydım dünden itibaren günleri bir gün ileri yaşıyor olacaktım. bir cumartesi günü öldüğümde ise aslında cumartesi değil o gün günlerden cuma olduğunun ben hariç dünyadaki herkes farkında olacaktı. üzücü. gerçi kim ölürken bugün günlerden ne acaba diye düşünür ki? iyi mübarek bir günde öldüm en azından diye sevinen biri yoktur herhalde o telaş içinde. işte böyle. bugün cuma evet. büyükannemi hatırlıyorum. ardından geçen yıllarımı. yere düşen ekmek parçasını, öpüp alnıma götürdüğüm günler.. ben demedim bunları, cahit sıtkı demiş. ilkokuldaki türkçe kitabında görmüştüm bu şiiri. o günden sonra da kim lafa 'bugün cuma' diye başlasa ben içimden' büyük annemi hatırlıyorum, ardından geçen yıllarımı..' diye devam ederken buluyorum kendimi. insan beyni böyle ilginç işte. gerçi bana kalırsa insan karaciğeri yada pankreası da en az beyin kadar ilginç . kalın barsak o kadar ilginç sayılmaz, tamam.
iyi o zaman, madem bugün cumartesi değil ben de gideyim, bir şeyler yapayım. merak edilecek bir şeyler değil canım, her zamanki şeyler. bugün çarşamba olsaydı yapacağım şeyler işte.
cumartesi bile olsa yapacağım şeylerin aynı olduğunu öğrenmek, böylesi tekdüze bir hayatın bu genç yaşta zayıf omuzlarıma yüklendiğini çaresizlik içerisinde seyretmek ve tarifi imkansız keder hisleriyle dolup taşmak.. duygularına tercüman oldum sevgili okur biliyorum. üzülme, geçiyor bir şekilde..
27 Mayıs 2011 Cuma
14 Mayıs 2011 Cumartesi
2007'nin ortalarında yazıp, yarım bırakmışım bunu. hiç bitmemiş bir yazı.
Tut beni bir deniz düşüyor uçurumlarımdan
Bir deniz dinmeksizin düşüyor.
Ne zamandır bu iki satır dolanıyor aklımda. Başı yok, devamı yok. Bu aralar hayatım da öyle. Nerde durduğumun farkında değilim, neden burdayım onu da bilmiyorum, buralara nasıl geldiğimi düşününce şaşırıyorum, anlamıyorum. Hani var ya, öyle uzak ki geldiğim yollar, yanlis bir öyküdeyim… O şarkıdaki gibiyim.
Sabah aynaya bakarken orta hazırlıktaki o başörtüsünü düzgün baglamayi bir türlü beceremeyen küçük kızı gördüm. Sadece bir an, ama bir an yetti onu nasıl özlediğimi anlamama. O zamanlar dünyam da küçüktü benim gibi, kafam hiç karışık değildi; emin olduğum pek çok şey vardı. Lisedeyken bir arkadaşım insanın hayatındaki renkler üniversitede belirginleşir, netleşir demişti. Bende iyice bulandı renkler üniversitede. Üniversitedeyken bunları anlattığım bir başka arkadaşım da demek ki senin hayatında renkler hep bulanık olacak dedi. Cesare Pavese de yaşıtlarımın yirmi iki yaşında emin olduklarından ben hala otuzumda emin değilim demiş. Herkes bir şeyler söylüyor ve ben bunları pek de yorumlayamadan sürekli depoluyorum. Herkesin anlattığında dogru olan bir seyler buluyorum, hic birini tam dogru bulmuyorum. Zaten Alev Alatlı da bu dünyaya dair olup da yüzde yüz dogru ya da yüzde yüz yanlış olduğu kanıtlanmış tek bir veri yoktur demiş. Gerçi bu paradoks, yani bunu da kanıtlayamayız. Böylece hiçbir şeyden emin olamıyoruz. Aslında bu hiçbir şeyden emin olamama hali o kadar da kötü değil. Hiçbir şeyden emin olmayınca, hiçbir şeyi sahiplenmiyorsunuz da; böylece hiçbir şey için çabalamanız da gerekmiyor. Antiidealist bir yaşam.
Bir deniz dinmeksizin düşüyor.
Ne zamandır bu iki satır dolanıyor aklımda. Başı yok, devamı yok. Bu aralar hayatım da öyle. Nerde durduğumun farkında değilim, neden burdayım onu da bilmiyorum, buralara nasıl geldiğimi düşününce şaşırıyorum, anlamıyorum. Hani var ya, öyle uzak ki geldiğim yollar, yanlis bir öyküdeyim… O şarkıdaki gibiyim.
Sabah aynaya bakarken orta hazırlıktaki o başörtüsünü düzgün baglamayi bir türlü beceremeyen küçük kızı gördüm. Sadece bir an, ama bir an yetti onu nasıl özlediğimi anlamama. O zamanlar dünyam da küçüktü benim gibi, kafam hiç karışık değildi; emin olduğum pek çok şey vardı. Lisedeyken bir arkadaşım insanın hayatındaki renkler üniversitede belirginleşir, netleşir demişti. Bende iyice bulandı renkler üniversitede. Üniversitedeyken bunları anlattığım bir başka arkadaşım da demek ki senin hayatında renkler hep bulanık olacak dedi. Cesare Pavese de yaşıtlarımın yirmi iki yaşında emin olduklarından ben hala otuzumda emin değilim demiş. Herkes bir şeyler söylüyor ve ben bunları pek de yorumlayamadan sürekli depoluyorum. Herkesin anlattığında dogru olan bir seyler buluyorum, hic birini tam dogru bulmuyorum. Zaten Alev Alatlı da bu dünyaya dair olup da yüzde yüz dogru ya da yüzde yüz yanlış olduğu kanıtlanmış tek bir veri yoktur demiş. Gerçi bu paradoks, yani bunu da kanıtlayamayız. Böylece hiçbir şeyden emin olamıyoruz. Aslında bu hiçbir şeyden emin olamama hali o kadar da kötü değil. Hiçbir şeyden emin olmayınca, hiçbir şeyi sahiplenmiyorsunuz da; böylece hiçbir şey için çabalamanız da gerekmiyor. Antiidealist bir yaşam.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
| Top ↑ |