03 Temmuz 2009 Cuma
01 Temmuz 2009 Çarşamba
teşekkür.
başta otobüsü kaçırdığı için taa ankaradan taksi tutup gelen sevgili safiye ve başka otobüs bulamadığından samsun'dan sabahın dördünde gelen sevda olmak üzere, düğünüme katılıp mutluluğumu paylaşan; beni yalnız bırakmayan arkadaşlarıma ve nikah şahidim olmak için gelen mevlana idris'e teşekkür ederim...
Gönderen mq zaman: Çarşamba, Temmuz 01, 2009 4 yorum
09 Mayıs 2009 Cumartesi
valiler çıldırmış olmalı!
etna yanardağından selamlar sevgili pompeililer,
yanar ve döner dağların sizde flashback etkisi, jetlag etkisi, kelebek etkisi vb muhtelif nahoş etkiler yaptıgının farkındayım. lakin yapacak bir şey yok. biraz flaşbekten kimseye zarar gelmez veyahut hayat acımasız soguk ve zalim haksız ve hain bazı insanlara. öhöm. 61. olagan genel kurul kongresi ve delege seçimini yapmak ve meclis koltuklarının fok derisi ile kaplanması önergesini görüşmek üzere toplanmış oldugumuz bu müstesna mekanı gün batmadan ve sayın fernando hussein alabamanın teşriflerini müteakiben ve inşallahüteala etna aktifleşmeden terk etmek niyetindeyiz. ve içiniz rahat olsun ki new orleans gözlem evinden dostum dr. theodor kosinski, az önce yapmış oldugum telefon görüşmesinde önümüzdeki çarşambaya kadar etna taraflarında bir aktivasyon belirtisi olmadıgını, sadece kuzey yamaçlarda ufak çaplı bir kaç radyoaktif ışıma ve lav püskürtasyonu ve 65 mg/dl/gün düzeylerinde önemsiz bir argon gazı kaçagı olabilecegi bilgisini benimle paylaştı. kuzey yamaçlarına sigarayla yaklaşmadıgımız sürece sizi temin ederim ki önümüzdeki 7 saat içinde başımıza gelecekler guantanamoda başımıza gelebileceklerden daha acıklı olmayacaktır. etna dağında değil de mardin mazıdağında olsaydık durum değişebilirdi tabi. paleozoik dönemde oluşmuş bu volkanik dağlık yörede hala zaman zaman bir takım münasebetsiz patlamalar yaşanmakta nitekim. watson! not al. türk makamlarına mazıdağı felaketiyle ilgili geçmiş olsun dilekleri içeren telgraf çekilmesi, telgrafa manisa-akhisar yöresinden 17 ton biber gazının ithali talebinin dipnot olarak eklenmesi. bu noktada ne yazık ki sevgili pompeililer, sizlere teessüflerimi bildirmek zorundayım. 1 mayıs izci bayramı münasebetiyle trafalgar meydanında düzenlenen gösterilere stabilize ve nonstabilize muhtelif yan yollardan illegal olarak katılacağım diye tutturan bazı duyarsız izci arkadaş ve yoldaşların kaldırım taşlarına vermiş oldukları tahribatı önlemeye çalışan zeki ve çevik kuvvetlerin haddinden fazla biber gazı kullanması neticesinde, biber gazı stoklarımız saatler içerisinde eriyik haline gelmiştir. toplum düzeni, ahengi, ahenkle dansı ve ruh sağlığı açısından esansiyel aminoasit mesabesinde önem arzeden biber gazının böyle münferit eylemler için heba edildiğini içim cız ederek maliyeden sorumlu bakanımız sn. unakitano'dan ögrenmem üzerine, o üzüntü ve agresyon ve dahi kendi içimde yaşamış oldugum yoğun ajitasyon sonucu sn. unakitano'yu görevinden almışım farkında değilim. hatta ve hatta üzüntüden kendimden geçtiğim o 47 dk içerisinde daha pek çok sayıda bakanı koltugundan etmiş, kabinede adeta kolaylaştırılmış difüzyon kolaylığıyla bir çırpıda revizyon yapmışım. bunca şeyi bir olağanüstü hal bölge valisi olarak tek başıma yapabilmem ne kadar olağanüstü değil mi sevgili pompeii halkı. evet, öyle. işte şu sloganımı ( yes, we can! ) söylerken kastettiğim şeylerin içine kabine revizyonu da giriyordu. ( yes we can make a revision on the cabinet, if it's necessary, gibi ). topraklarımız, üzerinde yaşayanlara sadece kavun, mısır, haşhaş, çörek otu ve yaban mersini sunmuyor görüyorsunuz. beraberinde eşitlik, özgürlük, adalet üçlüsü ve sonsuz yetkiler, sınırsız müdahaleler, terörle mücadeleler, nüfusla mübadeleler ve daha nice badireler, arbedeler ve cendereler sunuyor saymakla bitmez. hatta bazı yörelerde yer yer law silahı, c4 patlayıcı, top, tüfek, fişek ve neredeyse smith wesson sunacak kadar cömert. evet, duyduklarınıza inanamıyorsunuz biliyorum. bu bereketli arazilerin sahibi şanslı vatandaşımız bay scubadivinger da tatil için bulunduğu inguşetyadayken bu inanılmaz derecede sevindirici haberi almış, ancak sevinçten oracıkta tinea pedis geçirerek acilen inguşetya merkez 2 no'lu sağlık ocağı yoğun bakım ünitesine kaldırılmıştır. sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yurda dönmesi ve mazallah olur ya hapishaneye filan düşmesi durumunda hapishane banyosunda düşerek beyin kanaması geçirmesi yada aniden ölümcül bir virütik hastalığa yakalanması riski bulunduğundan sınırsız süreli olarak inguşetyada müşahede altında tutulmasına karar verilmiştir. dünya üzerinde tinea pedis'in tedavisi henüz mümkün olmadığı için sadece semptomatik tedavi uygulanan bay scubadivinger mümkün olur da yurda dönerse, dönüşünün ertesinde bir takım kafeterya, bar, mahalle kahvesi gibi mekanlarda neşe içerisinde kahkahalar atarken görülmesinin kuvvetle muhtemel oldugu, bunun tinea pedis hastalığının sensorinöral sistemde yapmış olabileceği tahribata bağlı sık rastlanan bir semptom oldugunun unutulmaması gerektiği inguşetya saglık bakanlıgınca tarafımıza iletilmiştir. evet gelelim, fok derisinden mamül meclis koltuklarına, efendim şimdi ...
bu akıllara durgunluk veren yazının gerçeklikle alakası glasgow koma skalasına göre : 4 (düşük) , child-pugh skorlamasına göre: 7 (düşük/orta) düzeyindedir. bunun üzerinde bir alaka kuranlar tüm sorumluluğu üstlenmekle mükelleftir, muvazzaftır, mukadderdir. watson! mukadderdir kısmını çıkart, o olmadı sanki.
pompeii olağanüstü hal bölge valisi,
ruby kozakçıoğlu
Gönderen ruby zaman: Cumartesi, Mayıs 09, 2009 9 yorum
06 Nisan 2009 Pazartesi
dikkat, kırlangıç fırtınası !
bazen hayat, lahana ve taze fasülye aromalı, üzerinde küçük brokoli parçacıkları olan ve pırasa suyuna bandırılıp çıkarılmış bir dondurma gibi. böyle mutasyona uğramış bir dondurmayı kim yemek ister ki? küçük john, yaramaz jane, ayşecik yada osmancan değil herhalde. elinde böyle bir dondurma ve yüzünde huzur dolu bir ifade gördüğümüzde şaşırmayacağımız tek kişi bay van gogh'tur bence. belki biraz da arşimet dostumuz. ikisi de bir şey yapmaya başlayınca o bir şeye öyle konsantre oluyorlar ki adeta paralel bir evrene geçiyorlar ve dünyadaki diğer tüm başka bir şeylerin hiç bir önemi kalmıyor. mesela bay van gogh için resim yaparken dünyadaki tek önemli şey resim yapmak. geri kalan her şey olsa da olur, olmasa da. misal kulaklarının hiç bir önemi yok. evet, hemen birini kesebilir ve yüzünde kocaman bir gülümsemeyle lahana ve taze fasülyeli dondurmadan bir ısırık alabilir. yada dostumuz arşimet. onun için de dünyadaki tek önemli şey suyun bir şeyleri kaldırabildiğini bulmak. bunu başardığı anda geri kalan her şey olsa da olur olmasa da. misal kıyafetlerinin hiç bir önemi yok. evet, hemen kıyafetlerini hamamda unutup, buldum buldum diye bağırarak sokağa fırlayabilir ve bir yandan da pırasa soslu dondurmasını iştahla yiyebilir.
neyse, konumuz van gogh'un kulakları, arşimet'in tası, lahanalı dondurmalar yada sular ve kaldırmalar değil. konumuzdan uzaklaşmayalım mümkünse, kafamız karışabilir.
hayat diyoruz, bazen diyoruz, nasıl desek diyoruz, yani diyoruz, biraz duruyoruz burada, biraz iç geçiriyoruz, biraz uzaklara doğru dalıp gidiyoruz, biraz üzgün müyüz, sanki öyleyiz, işte diyoruz, bu değil sanki diyoruz, yada bu ama böyle değil sanki diyoruz, yada böyle ama hep böyle olmamalı sanki diyoruz, sonra ne diyoruz, sanırım sonra susuyoruz, gerisini duyamıyoruz. sonra gülün bittiği yere geliyoruz. son durakta iniyoruz. şemsiyemizi açıyoruz. yok yağmuru seviyoruz. yağmur damlalarının şemsiyede çıkardığı sesleri de. eve gidene kadar tam yüz seksen altı tıp, tıp, tıp. cebimizden bir kağıt ve kalem çıkarıyoruz. cebimizde kağıt ve kalem bulabilmemize şaşırmıyoruz. kağıda yüz seksen altı yazıyoruz. altına da kırkaltıncı şemsiyeli yağmurlar şöleni yazıp katlıyor ve cebimize geri koyuyoruz. artık eve ulaşmış bulunuyoruz. kapıyı açıyoruz. şemsiyeyi banyoya, atkı ve eldivenleri mutfak masasına bırakıyoruz. bunların burda ne işi var diyen bir ses duyamıyoruz. başka bir ses de. küçük, karanlık odaya gidiyoruz. duvardaki takvime bakıyoruz. altı nisan pazartesi, kırlangıç fırtınası. pencereyi açıyoruz, gökyüzüne bakıyoruz. tüh, fırtına bitmiş, hiç kırlangıç yok diyoruz.
gülümsüyoruz.
ana fikir: ahmet, mehmet, süreyya / hepsi boş, hepsi rüya.
Gönderen ruby zaman: Pazartesi, Nisan 06, 2009 9 yorum
05 Mart 2009 Perşembe
bir rüzgar bütün yaprakları uçuruyordu
bir çekirge hep zıplıyordu
bir puhu durmadan ötüyordu
bir sigaranın dumanı tütüyor
bir perde bütün akşamlara kapanıyordu
bir adam hep yaşlanıyordu
bir at durmadan koşuyordu
bir ayakkabının bağı çözülüyor
bir yağmur bütün zamanlara yağıyordu
ve ben
ışıklara da baksam
yağmurlara da
perdelere de baksam balıklara da
yoruluyordum
Gönderen ruby zaman: Perşembe, Mart 05, 2009 11 yorum

