iki dostun yeri
Le lieu des deux bonnes amies
    blog cay ocagi email ne okuyoruz

iki dost
  • mq

  • ruby

  • son yorumlar

    sevgili ruby'nin mq'ya yıllık yazısıdır .... This post has been removed by the author. uzun bir aradan sonra tam bir ruby klasiği olmuş, güzel olmuş :) bu yazının karşılığını da bekliyoruz, yani mq'nun ruby için yazdığı yıllık yazısını, ruby'ye duyurulur.:) tesekkür ederiz, begendiginize sevindik. ancak mq'nun ruby'ye yazdıgı yıllık yazısı yoktur ne yazık ki. cünkü ruby yıllıga katılmayı reddetmistir, kendisi bi türlü sevemedigi, icinin bi türlü ısınamadıgı, kendisini hic aitmis gibi hissedemedigi bi okulun yıllıgına katılmayı da reddetmistir. zaten nefret ettigi bisey varsa o da yıllıklardır :) her seyi de böyle abartır bu ruby... bence ruby'nin nefret ettiği bişey varsa o da ayrılıklardır... :) acil nöbet dr arkadaslarım var ve az cok bilirim hallerini... kimse birşeyler dememiş en azından iyi nöbetler dileyelim...

    iyi nöbetler :)
    quentincigim,
    zordur elbet, evet; ama hic bir iyiligin karsiliksiz kalmiyacagini düsünmek bazi seyleri kolaylastirabilir belki de ; )

    iyi nöbetler ve hayirli ramazanlar..
    teşekkürler ibni sina ve darmadagin... efenim iyi nobetler :) biraz.. ah minel dünya ! Ben de katılıyorum. Hiç de iç açıcı diil... haberleri sunduk: )

    futbol yorumunuz bile var: )
    hatta gülben ergen.
    harikulade valla: D
    evet ruby, yerküreden bildirdi bu haberleri.
    on yedi ağustos iki bin yedi'ye ait haberlermiş bunlar. orda, burda okunmuş, görülmüş, izlenmiş, ve kimilerini hiç ilgilendirmeyen bazılarıyla, kimilerini çok ilgilendiren bazıları biraraya getirilerek bir ah minel dünya post'u yapılmış vakti zamanında. o zamandan bu zamana çok zamanlar gecti. inanmassınız, tam on beş kere gece oldu ve ardından da tam on beş kere sabah. belki aslanlar bugün iletişim açısından son derece hareketsiz bir gün geciriyor, belki mogadişuda direnişçilerle etiyopya askerleri arasında barış anlaşması imzalandı, belki az önce cem yılmaz yeni bir porsche aldı, belki mimount bousakla oturmuş evinde bir kuran meali okuyor, belki alex futboldan çok sıkılmış şair olmaya karar vermiş.
    belki, kim bilebilir..
    sabah okumak icin kotu bir post. otherwise ah minel dünya cok guzel fikir. sabah okumak için kötü bir post evet. tıpkı öğleden sonra, akşam üzeri, gece yarısı okumak için kötü bir post olduğu gibi. otherwise kötü postların hem kötü olan hem gerçek olan şeylerden bahsediyor olması çok güzel fikir değil (miş, düşündüm de). . doğum haftan kutlu olsun quentin :)
    güzel günler gör..
    iyiki doooogduuun queeeentiiiinn! iyyi ki dooooooooggggdun queeenntiiiiiiin! : )

    bereketli bir ömür dilegiyle..
    teşekkür ederiiim... hayırlı seneler :) keşke nihat genç abim olsaydı.:) anlamadım ben nihat genç diyorum, çok öfke dolu bi abi diyorum, yolunda gitmeyen bazı şeylere ve her şey yolunda gidiyormuş gibi davranan bazılarına karşı çok net ve keskin tepkisel bi duruşu var diyorum, üzüldüklerime üzülen, öfkelendiklerime öfkelenen birini görmek güzel diyorum.
    sonra hayal kurdum bak : şimdi nihat genç gibi, işte hakan albayraklar, mehmet efeler, murat menteşler ve bu gibi abiler, bu abiler bilirsin güzel şeyleri çok güzel söylemesini bilirler, toplansalar ve yumruklarını masaya vursalar ve evet beyler,iyi performanstı ama buraya kadar, oyun bitmiştir, sahneyi boşaltın, meydan bizimdir deseler, sonra hiç bi şey eskisi gibi olmasa.. sanki olabilirmiş gibi geliyor, bi şey, hani tarih derslerinde işte ortam çok gergindi öyle ki eften püften bi olay tetiği çekti ve haçlı seferleri başladı gibi şeyler anlatılırdı, öyle bi şey gerekli sanki, tetiği çeken, damara basan, son damlayı taşıran, bam teline dokunan bi şey.
    ha, anladım şimdi. Kendini kitapların sürükleyici diline sürükleyebiliyor bazen insan... Ama bu saydıkların zatı şahane yazarlar, sadece kalemlerini beyaz sayfalara aktarmada okadar tepkili ve başarılıdırlar. Bunların yaşam kesitlerini ele aldığında "Acaba kaçının eleştirdiği sistem veya idareciler sayesinde kendilerine amade edilen veya ettirilen olanakların acaba kaçta kaçını kullanmıyordur?" şeklinde bir soru sor bakalım. O yüzden hiç hayal bile etmene gerek yok sayın ruby... Şüphen olmasın ki sahneyi boşaltanların yerine gelebilecek bu tarz oyuncular aynı oyunu oynarlar ve kendilerini de oyunun pırıltılı dünyasına da kaptırmak zorunda hissederler ki; kendilerine de bir paye çıkarılsın. Sanır mısın ki; "Buyrun sayın Gençler, Albayraklar, Menteşler buyrun sahne sizin..." denildiğinde sergilemekte olunan oyunun dışında farklı bir senaryo çıkabilsin?... Aynı soruyu kendime sorduğumda maalesef ben yine üzerime düşen muhalefet görevimi yapacağım ve "Hayır... Sanmam..." diyeceğim. sayın derviş,

    bence sisteme hiç bir şekilde dahil olmamak mümkün değil. çünkü, bu sistem, şey, bir ahtapota benziyor. milyarlarca, yok daha da fazla, yani en çok ne kadar olabiliyorsa o kadar bacagı olan ve bu bacaklarıyla her yere ama her yere uzanan bir ahtapot. nano teknolojiyle üretildigi için hiç birimiz göremiyoruz ahtapotu. göremedigimiz bazı(çogu) şeyleri yok sayma gibi alışkanlıklarımız oldugu için de 'oh ne güzel, hayat bir harika, ahtapot filan yok ' havalarında mutlu mesut yaşamımıza devam ediyoruz.

    işte bence sisteme hiç bir şekilde dahil olmamanın imkansız oldugu zamanlarda, sisteme mümkün oldugunca az dahil olabilmek, en azından bu az dahil oluşun yolları olması gerektigi üzerine düşünebilmek, o yolları arayabilmek, o yollara çagırabilmek iyi bir şeydir.

    bu abilerin yaşam kesitlerini ele alabilmek, sistemin kendilerine sundugu olanakların kaçta kaçını kullandıklarını bilebilmek isterdim ama M.S 2007 tarihi itibariyle yaşam kesiti ele alıcı, sunulan olanaklardan faydalanma oranı ölçücü bir alet icat edilmiş bulunmamakta ne yazık ki. böyle bir alet icat edilinceye kadar bu abilerin beyaz sayfalarda söyledikleri şeylere ve yaşam kesitlerinin söyleyegeldikleriyle tezat içinde olmadıgına inanmak istiyorum.

    hem hayal etmeme çok gerek var. çünkü hayal etmeyince her şey daha da karanlık oluyor. hani hiç yıldızın olmadıgı bir gece şehrin elektrikleri kesilir ya, o zamanki gibi bir karanlık. kapkaranlık, çok korkutucu..
    dear diary fran'i seviyoruz evet de guyton'a niye saygılarımızı ilettik quentincim? geçen hafta sonu dersanede fizyoloji dersi vardı, hoca tus birincisi felanmış, 28 yaşındaymış, süper zeki bişeymiş. sanırım dersin etkisinde çok kalmışım.

    bence bu kadar zeki, başarılı vs adamların iyi bir sosyal hayatları yoktur diyerekten kendimi teselli edeceimdir.

    ben bugün çok mutluyum, bunu da buraya not düşerim efendim.
    nerden çıktı bunlar.. Ne hoşmuş blogunuz.Hep böyle bizim kafamızda insanlar arıyoruz zaten.Neyse bekliyoruz yazılarınızı.: ) alt özefagus, pilor felan neyse de, sanırım bi can ilioçekal valfin oralarda bir yerlerdeyse bundan sonra hep sıkılır, umarım orada değildir. düşündüm benimki nerelerdedir, ne yapıyordur diye. benim ki böyle bir garip. ne yaptığı belli değil. pat diye sıkılıyor, pat diye rahatlıyor.

    servisteyim şimdi. eskiden leyla vardı ya, yine bir mani hastası var ama leyla gibi şirin ve neşeli değil. agresif. elif abla da yok, olsa NAL yapardı şimdi. muhammed abiye seni geçireyim dedi nöbeti devralıp, sonra gelmedi bir daha. beni koskoca pskikiyatri servisinde tek başıma bıraktı delilerle. bülent hoca görse burada deli yazdığımı, çok kızardı bana. manik hasta iyice agresifleşti bu arada. korkuyom, çıkıp bakamıyom.

    neyse, ne diyorduk biz. can diyorduk. nazan diyorduk. nazan çok değişti, ama hala sıkılmıyor hiç. bana intörn anahtarlarını haber verdi dün. koştum aldım, dolapsız kalacaktım yoksa. nazan bundan sonra hiç sıkılmaz. oh ne güzel. şeyma da sıkılmaz.

    adli tıp aygün mevzuunu okuyunca çok güldüm : ) şimdi farklı gruplardayız aygünle. ah ah. burda serviste bütün gün dedikodu yapıyoruz yeni staj arkadaşlarımda. her gün yeni bişeyler ögreniyorum. bütün dedikodulardan habersiz yaşıyormuşuz biz kendi saf masum grubumuzda geçen sene : )

    o bembeyaz olduğun günü hatırlıyorum. sonra öznur, uzun boylu sarışın zayıf -adını hatırlayamadım- hocanın dersine girip beni çağırmıştı arkadaşa bir haller geldi diye. sonra kalpsiz muammer abi vardı o gün ortopedide. sonra mervenin kabanı vardı. sonra yeşil koltuklu odada sigara külleri vardı. televizyonda hiç bir şey yoktu her zamanki gibi.

    berk;
    hoşgeldin. ne zamandır gelen giden yoktu bloga, biz dahil : )
    ben de çok sıkılıyorum kızlar..tatil çok sıkıcı.. her şey sıkıcı hale, her şey ... : ))) :)))) çok güldüm yazıyı okuyunca,bidemdeyim, ortamın ciddiyetini bozmıyım diye sizin ercan vardı ya onun gibi güldüm:) anonymus;
    bidemdesin bizdensin anladım da, kim yahu bu ercan. bir biyokimyacı vardı dersahene ercan, o mu? hem sen kimsin ki anonymouscuğum?
    :) aman iyi yapmışsın anonimuscum, çok ciddi insanların takıldıgı bi mekan olan bidemde ciddiyeti bozmamak lazım tabi:p

    bizim ercan çok büyümüş anonimus, hiç öyle gülmüyo artık. aynı büyükler gibi gülüyo, hani gülersin ama sadece çok komik şeylere tamam mı, ayrıca çok gülmiceksin, senden başka gülen var mı yok mu diye de şöyle bi etrafı gözden geçirip, eger yoksa kesinlikle gülmemen gerekir, sonraa diyelim içinden çok gülmek geliyo, bi türlü engel olamıyosun filan, öyle durumlarda da ' ilaahi, siz adamı öldürürsünüz ' diceksin ki hemen, bunu söylerken gülmen gecsin.. böyle işte anonimus, hayat zor, büyümek güzel değil, gecip giden zamanları bi yerlerde bulsak, hımm imkansız, oynamıyorum ben de, sen bilirsin, öyle denmez, dur gitme, başka bi şey oynarız denir.
    nazan anonymous'u seni. okul ruby'nin varlıgı yada yoklugundan bagımsız olarak berbat bi yerdir bi kere, tamam berbat olmasa bile ona yakındır.

    aglak filan da olma hem quentin, aglak olmak daha iyi hissettirmez çogu zaman, bazı berbat olan şeylerin berbat olma durumunu da degiştirmez, böyle şeyler işte..

    söyle yapalım: ögle arası oldugunda sen çayın ve yediğin şey her neyse onlarla bi de benim için aldıgın eticin ve çayla, o hep yemek yediğimiz yere git, eticini aç, bi köşede dursun, benim çayımı da koy onun yanına sogusun, sen kendi çayını iç ve yemegini ye.. arada eticine bakıp üzülebilirsin, çayımı da içersin seninki bitince, ben çok sevmezdim zaten bilirsin.. işte böyle, düşündüm de yanında zehra filan olsa iyi olur, tek başına böyle şeyler yapman toplum tarafından hoş karşılanmayabilir.
    bune sevgidir bea? Harikasınız siz yaa.. : )
    Allah kavuştursun, ne diyelim . )
    zehra'yı kantinde buldum söyledim, emine dedi ki dedim, o yokken senle takılacakmışım dedim. zehra da peki dedi.

    amin.. allah kavuştursun bizi. çok sıkılıyorum ben son günlerde. sanırım depresif özellikli uyum bozukluğu yaşıyorum. intörnlüğe uyum sağlayamadım.

    bu ne sevgidir...
    anlatacak bir dolu şeyin olması ama bunları anlatacak kimsen olmadığı için hepsinin içinde kalması ne büyük bir yalnızlıksa işte bu da öyle büyük bir sevgi oluyor...
    sıkıntıya manasız ve zaman israfı bir bilimsel yaklaşım Aktüel'in son sayısında okumuştum.
    Bir doktor,Allah'ın 99 esma-i hüsnasıyla insanların ruhsal yapılarını dirliğe ve sağlığa kavuşturuyormuş.
    P halde
    4. hipotez:Sıkıntıya mahal ve sebep yoktur.
    :-)
    o halde 4. hipotezi sıkıntıya sebep yoktur olarak değil de tüm sıkıntıların sebebi "O"nu bulamamaktır şeklinde ifade etsek daha güzel olur gibime geliyor.. tabiki 3.su sıkıntı var sıkıntı var kardeşim:)
    aa bi de şu olayda var ben pireyi deve yaparım başkası deveyi pire bile yapmaz:)
    en mantılısı 3.hıpotez bence:D
    nefes al! kafanı kaldır ve çevrene bak. küçükken gezdiğin sokakları düşün. bütün sıkıntıların sebebi olsun olmasın burada kalacağını da hatırla.

    elbet zor olacak ama mutluluk dediğin bir anlık değil mi? peki o anın en büyükleri büyük sıkıntılardan çıktıktan sonra değil mi? o zaman sıkıntıları mutluluğun habercisi say.

    laf kalabalığı yapmak kolay ama sen yine de dediğimi yap, yaptığımı yapma!
    "bütün sıkıntıların sebebi olsun olmasın burada kalacağını da hatırla."

    nihayetinde buradasın ve burada olmayı kabullen artık diyorsunuz anladığım kadarıyla. sonuna kadar haklısıınız. insan ne diye yaralarını sürekli deşer ki. bırakınız yaralarınız kabuk baglasın, iyileşsin, oynamayın degil mi degil mi. yok, olmuyor iste. sanki yaralarım kapansa ben olmayacagım, kendim olmayacagım. öyle geliyor.

    evet evet laf kalabalığı yapmak en kolayı. öyle ki laflarımız kalabalıklaştıkça hayattan uzaklaşıyor sanki. konuştukça konuştuklarımıza hayatlarımızda yer bulamıyoruz. "neden yapmadıklarınızı söylüyorsunuz" un muhatabı oluyoruz... bakınız yine laf kalabalığı yapıyorum ben de, ben bunu hep yapıyorum, ben de.
    kendim içindeyken kafam dışındaysa... devamı var şarkının zaten ruby, şöyle diyor, eger çemberin dışındaysan diyor; çaresi yok kardeşim ,her akşam böyle içip, kederlenip mutsuz olacaksın, meyhane masalarında kahrolacaksın, şiirlerle, şarkılarla kendini avutacaksın diyor. "sefer veya tahammül arasında oldugu gibi, sefer etmemek; yani eylemsizligin de senin seçimindir. madem seçtin, aglayıp sızlanmaya hakkın yok" demişlerdir bunu, derler. sefer etmek veya tahammül etmek arasında seçim yapmaya zorlanmamız göz ardı edilir. suçlu biz oluruz. bir de şey derler, "hayat seçimlerden ibarettir." hayat hiç bişeyden ibaret degildir halbuki.

    neyse benim yine kafam karıştı biraz galiba.
    şöyle diyor aslında şarkı: ya içindesindir çemberin, yada dışında yer alacaksın, kendin içindeyken kafan dışındaysa,işte o zaman olacak olanlar hiç de iç açıcı olmayacak diyor, o zaman her şey bir anda dramatikleşecek, meyhane köşelerinde kahrolmaya kadar giden hazin bir sonla karşı karşıya kalacaksın. yani şey diyor: hey sen! bi gün bi yerde bi çemberle karşılaşırsan filan ne yap et, ya o çemberin içine gir, yada sonsuza kadar dışında kal. sakın çemberin içindeyken kafan dışarda filan kalmasın. bu kendine yapacagın en kötü şeydir. aslına bakarsan sen en iyisi çemberin içinde olmaya bak, çünkü dışında olmanın sana teorik olarak getirecegi varsayılan mutluluga pratik olarak asla sahip olamayacaksın. o yüzden şimdi düşündüm de aslında bu şarkıyı şöyle modifiye etmeli, ya içindesindir çemberin yada içinde yer alacaksın!

    böyle işte.. bahsi gecen çember nedir o ayrı ve derin bir mevzu tabi. krebs cemberi olabilir mesela kim bilebilir :)
    Çemberlerden bahsetmişken, ben de diyorum ki, hayat iç içe geçmiş dairelerden ibarettir. En küçük daire, kalp dairesi, bunun dışında beden dairesi, sonra aile, belde, bölge,ülke,dünya... gibi daireler.

    En küçük daire kalp dairesi olduğu halde, en büyük ve en önemli vazifeler burada bulunmaktadır. İnsan en fazla mesaiyi bu dairenin bakımı, tefrişi ve tezyini için ayırmalıdır. Burası hayatın da yönetim merkezi, ana kumanda odasıdır. Burada işler yolunda giderse, diğer dairelerde hiç bir zorlukla karşılaşılmaz.

    Kalp dairesi, yazınızda bahsedilen çemberin içini de, dışını da kapsar. Akla ve ruha da kalp merkezinden kumanda etmek, onları doğru amaçlara ve doğru istikametlere yönlendirmek mümkündür.

    Kalp, imanın, sevginin, merhametin, şefkatin, adaletin hanesi olduğu gibi, iyi bakılmazsa cehaletin, vahşetin ve zulümatın da merkezi olabilir.

    Kalbimizi imanla dolduru, ibadetle güzelleştirir, erdem ve faziletle muhafaza edersek, çemberin içi de dışı da güzel olacaktır. O zaman sırtımızdaki yük hafifleyecek, daha kolay tahammül edeceğiz, terk etmeye de gerek kalmayacaktır.

    "İman hem nurdur, hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden kişi kâinata meydan okuyabilir"

    Kâinata meydan okuyacak bir imana sahip olmanızı ve olmamızı diliyorum.
    gönül pınarı;
    "Kalbimizi imanla dolduru, ibadetle güzelleştirir, erdem ve faziletle muhafaza edersek, çemberin içi de dışı da güzel olacaktır. O zaman sırtımızdaki yük hafifleyecek, daha kolay tahammül edeceğiz, terk etmeye de gerek kalmayacaktır."

    güzel söylüyorsunuz tabi, bu böyledir. söylerken böyle güzel de, hayata geçirmek kolay degil, teoride süper; ama pratikte bu kadar basit olmuyor. dogru ile yanlışın bile karıştıgı bir cagda yaşıyoruz. kafaların karıştıgı bir cagda. bir sürü bölünmüşlükle fln.

    hem bazen terk etmek de lazımdır, her hicret bir inkılaptır ne de olsa.
    sevgili ruby, sevgili quentin,
    efendim, buraya bir daha uğramayı düşünüyor musunuz? :)
    pek bi öksüz kaldı da..
    sevgili ibn-i sina, tabi ki buraya bir daha ugramayı düşünüyoruz ancak şerait ve ahval izin vermiyor ki her düşündüğümüzü her istediğimiz zaman yapabilelim.

    ne yazık ki fizik tedavideyiz şu anda ve ne yazık ki sürekli derste, serviste, poliklinikte yada ünitede olmak zorundayız. böyle işte... hadi gel çay ocagına gidelim senle, benden sana bi demli çay, senden bana da bi elma çayı, bize ne vizitlerden, sınavlardan, yergason testinden filan canım :)
    yada değil ya da...
    hiç önemsiz olur mu?
    Uğramayacaklar,baksanıza.
    Ölü bloglar var bir,bir de can çekişen bloglar böyle.
    :-)
    hayır, siz yanlis tani koydunuz cenk unal, bu blog can cekismiyor, dinleniyor. : )) yok yok quentinciğim, tıp okuyorsun ama hiç anlamıyorsun bu işlerden :P cenk bey haklı, can çekişiyor can :) ruby, bari sen bişeyler yap :) bi şey, hımmm , yapmak lazım tabi bi şey..

    nasıl bi şey yapsak?
    şöyle bişey yapsak mesela...

    Okan var serviste, I want to fly like butterfly diyerek pat diye toplantı salonuna girdi dün, ikisi de balık burcu oldukları için Einstein'la çok ortak yönleri oldugunu düşünüyomuş bir de, şey dedi bi de, her gün mail kutusunu kontrol edenlerin IQ su 10 filanmış, dogrumu ki diye düşündüm bi an, karayip korsanlarını kim çekmişti diye soruyodu en son, koridorda da adamda müthiş akıl var abicim diye kendi kendine konuşuyodu, halimeyi hemen bulması lazımmış, patronun başını çektiği bir suç zincirine dahil edilmek isteniyormuş, patronuna benzemeye başlamış giderek, yüzü bile ona benziyormuş artık, bana üç ünite kan verildi, kim verdi bu kanı, kimin kanı bu diye aygüne sormuş, aygün tabi solugu toplantı odasında aldı, birazcık korkmuş sadece :)

    sevdim ben okanı, sadece biraz kafası karışmış hepsi bu, ne var sanki o kadar korkacak :)

    leyla var bi de mesela, o da çok tatlı, kelebekler dedi bize, ilk gün de internlerden bi çocuga sen şeytansın demesin mi tam büyük vizitin ortasında:)

    benim hastam en agır hasta galiba servisteki, paranoid şizofren, kronik bi hastaymış, ezan sesinden, sessizlikten ve polislerden çok korkuyor. çetin beyi de sonra anlatırım size, şimdilik böyle bi şey yetmiştir umarım :)
    benim hastam da kendini Allah sanıyormuş eskiden, geçmiş. ne kadar enteresan diy mi, elektro şok veriyorsunuz sonra öyle şeyler düşünmemeye başlıyor artık. Psikiyatri bölümünde stajdasınız sanırım şu sıralar.
    Dikkat edin de koridorlarda kendi kendinize konuşmayın,aman.
    :-)
    quentin, cenk abinin şu son cümlesi gizli anlamlar içermiyo mu sence de? kendisi bizim de koridorlarda kendi kendine konuşma potansiyeli olan bi takım ruhsal zaafiyetlerimiz oldugunu ve hatta kendimizi bu açıdan sık sık yoklamamız, kendimize dikkat etmemiz gerektiğini ima etmiş sanki.

    ne dersin, haksız mıyım? cenk abi bizim biraz nasıl derler yani pek normal olmadıgımızı filan düşünüyo sanırım. zaten bi kaç post önce de blogumuzu can çekişen bloglar kategorisine koyup, çok yakında bloglar alemine korkunç bi sonla veda edecegimiz imasını yapmıştı:)daha ilk postlardan birinde de siz kimsiniz, nerden çıktınız, amacınız nedir, hedefiniz nedir gibi bi şeyler söylemişti. aramızda kalsın quentin ama cenk abinin blogumuzun tez zamanda parçalanıp yok olması için gizli faaliyetler içerisinde olan bir suç zincirinin başını çektiği konusunda ciddi şüphelerim var :)biliyosun ilk postlarına rekor sayıda comment almış saygın ve bir o kadar da degerli blogger'larız sonuçta, ikimizin de einstein'la balık burcu olmak dışında pek çok benzerlikleri bulunabilir araştırılırsa:)

    bülent hocanın beni bu psikiyatri stajından kesinlikle gecirmesi gerekiyo. baksana alınma sanrısı, perseküsyon sanrısı (kötülük görme sanrısı),büyüklük sanrısına örnek olabilecek cümlelerle doldurdum bu yazıyı:)

    sevgiler, saygılar, mutlu, huzurlu, güneşli yarınlar cenk abi ve herkesler...
    327 yorumluk rekor bu gidişle sizi bir yıl idare edecek gibi.
    :-)
    "Susun bakiiiiim. Şurda ciddi bişeyler konuşuyoz. Vır vır vır vır ne bu çene?" dedikleri olmuyo mu hocalarınızın çok merak ediyorum. :P Yaw şu hastane koridorları muhabbetini bi kenara bırakın da size bikaç şiy söliiim çemberin içi ve dışı konusunda...
    Gönülpınarı'nın yaptığı yorumlar çok hoşuma gitti. Kalp konusunda oldukça başarılı tespitler yapmasına rağmen şunları da eklemeden içim rahat etmeyecektir.
    İçiçe çemberlerin olması çok muhtemeldir. En içteki çemberin de en önemli çember olması gerektiği ve buraya da en fazla zamanın ayrılması gerektiği de çok doğru bir tespittir. Ama akıl ve ruhun; kalp çemberi ile kumanda edilmesi gerekliliğine katılmıyorum. Bu üç olgunun aynı halkayı yöneten üç merkez olduğuna inanıyorum. Bu üç merkezden herhangi birinin sağlıksız yürütülmesi durumunda çember çember olmaktan çıkar elipse veya başka dengesiz bir şekle bürünür bence... Şöyle ki herhangi biri çok iyi kalpli; fakat ruhsal ve akılsal gelişimden yoksun ise kötü niyetli kişiler tarafından kolayca başka yönlere kanalize edilebilir. Çok iyi bir akla sahip biri; bu aklı kalbini ve ruhunu değil de; sadece cebini doldurmak için kullanıyorsa kalp ve ruh sermayesini tükettiği oranda cep sermayesini doldurmayı başaracaktır. Sadece ruh gelişimini başarmış fakat akıl ve kalp olgularından yoksun bir bedeni zaten çoğu zaman tahayyül bile edemeyiz.
    Neyse bu çemberin dışında kalan içiçe çemberler ise en içteki çembere çok yakındır. En içteki çemberi en yuvarlak şekilde tutmanız gerekmektedir ki bi sonraki çemberin sınırlarını ihlal etmesin. Bu çembere en yakın çemberleri kabaca arkadaşımızın söylediği gibi sıralayabiliriz veya bu çemberleri daha da sıklaştırarak diğer olguları ekleyebiliriz... kulluk görevleri, eş hakkı, aile kardeş hakkı, okuldaki görevler, işyerindeki görevler, kul hakkı, helal, haram, vs... vs... vs... (aslında vs lerden biri vesaire değil ve sonrası demek :))
    Bir veya birkaç çemberin dışında bulunmak zayıf da olsa muhtemeldir. Bu bazen insanın kendi insiyatifinde olmayan bi durum oluyor. En basit örneği akıl sahibi olmamak gibi. Bu kişinin elinde olmamakla birlikte, kişiye diğer çemberlerin bir çoğunun dışında kalma hakkı sağlamaktadır. Ama herzaman bütün insanların az sayıda da olsa birkaç çemberin içinde olduğunu düşünüyorum. Biz bu çemberlerden birini zorladığımız zaman onu tek çember sanırız. Halbuki çemberler bizim düşündüğümüzden çok daha fazla sayıdadır. Olağan şartlarda en başarılı, mutlu, hayatı iyi yaşayabilecek kişi ise; ya bu çemberlerine en düzgün şekli verebilerek bir sonrakinin sınırlarını koruyabilen veya çemberlerine esneklik sağlayarak sınır ihlalleri olabilecek durumlarda çemberlerin şeklini değiştirerek en kısa zamanda da eski haline getirebilendir. Ancak bunların her ikisini de aynı anda yapabilen bir insan en kıskanılacak insan olmalıdır. Çemberi üçgen veya dörtgen yapabilirsiniz. :) Bu durumda diğer çemberlerin hepsini üçgen veya dörtgen yapmak zorundasınız ve çemberlere de hiçbir dairesel hareket imkanı vermiceksiniz, (ki pratikte bu mümkün olmuyor) köşeler içiçe girmesin. İşte çemberin içinde kalmak okkadar zor ve zahmetli bir iştir. :P
    Neyse gelelim sizin kastettiğiniz çemberin dışına... Çemberin dışını çoğu zaman umutsuzluk olarak algılar yazarlar, şairler veya söz yazarları... Bu dikkat çekebilmenin tekniği ve başarılı bir yoludur. Halbuki yeniden bir doğuştur... Çünkü yeni bir çemberin içidir bir çemberin dışı. İnsan bazı olumsuzluklar yaşamıştır o çemberin sınırlarını ihlal ederek. Zaten insan artık umutsuzluğu içine sindirdiği zaman umutsuz bir durumdadır... Yoksa insan manen her gücü taşıyabilecek bir kapasiteye sahiptir. İnsanoğluna yüklenen bu yük meleklerin kaldıramayacağı derecede ağırdır. Çemberin bittiğini sanan bir insan kör olmalıdır. Diğer çemberlerin varlığından bihaber olmalıdır. Kendiniz çemberin içindeyken aklınızın veya kafanızın dışarda kalmasından şunu kastettiğinizi sanıyorum: insan bir ikileme, paradoksa veya çıkmaza girdiğini düşünür. Halbuki insan bu durumdan muhtemelen kurtulmak istemediği için yaşıyordur. Herşey elimizde mi? Hayır tabiki. Hiçkimsenin herşeyi elinde olmuyor. Ama elde olan şeyleri değerlendirmek elimizde. Olan imkanları değerlendirmesek: "Biz ne yaparsak yapalım herkes aleyhimize çalışıyor. Bütün olgular bana inat işliyor? Ben ne yaparsam yapayım sonuç alamayacağım." şeklinde düşünürüz... En tehlikeli nokta olan ve bizim çemberin sonu veya dışı dediğimiz noktaya vardığımızı sandığımız yere geliriz. Aman bu noktaya gelmeyin ve mümkün olduğunca buralardan uzak durun.

    Saygılar çiçekleri eve yollayın.
    Tamam lütfen fazla alkışlamayın avuçlarınız kızarır... :P
    güzel yazmişsınız ama bana hayat o kadar karmaşık gelmiyor, insanlar neden bu kadar derin düşünürler anlamıyorum.... gönül pınarı'nın da, derviş'in de yorumları ayrıntılı ve bilgilendiriciydi, çok faydalandık; lakin, bizim kastettiğimiz çemberin dışı ile sizin çemberlerinizin dışı aynı değil sanırım.

    cemaat.com'da bir yazı vardı, istiklal'de cami olmak diye :
    http://cemaat.com/node/3483 .
    sanırım biraz böyle bişeydi bizim kastettiğimiz çemberin dışı. tam böyle de değil tabi. ben böyle düşündüm, bilmem ruby ne der?
    hmm ben simdi cözdüm, neden özellikle bu blogun yorum rekorunu kirdigini. e tabi insan kirk yilda bir bi post yazinca, sasirmamak gerek :P alcaın olsun ibn-i sina, tam 22 post var şurda görmüyo musun. söylediğin lafa bak, bi de o kadar çayımızı içtin : ) olsun :) hatta aşk olsun :P
    siz benim bardaklarımı mı saydınız hanımefendi? aman ne ayıp ne ayıp..
    :P
    Son postanıza yorum yazılmıyor.
    Hipotezlere gelince...
    Aktüel'in son sayısında okumuştum.
    Bir doktor,Allah'ın 99 esma-i hüsnasıyla insanların ruhsal yapılarını dirliğe ve sağlığa kavuşturuyormuş.
    P halde
    4. hipotez:Sıkıntıya mahal ve sebep yoktur.
    ilahi cenk abi,
    4. hipotez'in yeri son posta değil mi. böyle oraya yazacağınız yorumları başka yere yazarsanız tabi son postada yorum olmaz : ))

    dünyaya dalmışlığımız ve dünya işlerine bu kadar kendimizi kaptırmışlığımız, topraktan kopmuşluğumuz sebep oluyor sıkıntılarımıza diyebilir miyiz. dünyadan olmayan dertler sıkıntıya değil, ızdıraba sebep olur diyebilir miyiz. sanırım diyebiliriz...

    ibn-i sina,
    sayılabilecek kadar çay içmiş olsan gene iyi. öyle çok içtin ki bardakları sayamadık artık : ))
    aslında söylemiycektim ama çayınız hiçte güzel değildi hanımlar :P
    sırf ayıp olmasın diye o kadar çok içmiştim. ademoğlu işte, iyilik de yaramıyor..
    :)
    tahin&ladybird'den gördük, biz de nasil tanıstıgımızı anlatıyoruz Sizin de dostlugunuz daim olsun, otelerde de devam etsin insaAllah.

    Biz tahin ile bir ara 3.yu aramaya koyulduk ancak kimseyi bulamadik.. :D Sizin de boyle bir derdiniz oldu mu ? :)
    Eski bir koltuk takımı, 4 tane yeni kanepe, bir tane ocak ve tüp, gönlü zengin müslüman türk ailelerinin -yenisini kendi evine alıp, eskisini çöpe atmaktansa öğrencilere verip sevap kazanayım düşüncesiyle-verdiği bir kaç halı bide. Ayrıca ocağı kullanabilmek için alınmış bir şişe neskafe ve coffee-mate kreması. Ve en önemlisi hayatımın geri kalanında başından kalkmayacağım, uğrunda abilerle kavga edebileceğim, sınıfta kalmama neden olacak fakat bir yandan da kamyon sürmek gibi benim için hayali fakat çok önemli bir şeyi öğreneceğim ama henüz hakkında hiç bir şey bilmediğim bir bilgisayar. Evde tüm olanlar buydu, benle birlikte 6 kişiyi de içine katarsak. Bir evde olması gereken şeylerden saydığım şeyleri çıkardığınızda evimizde neler olmadığını anlayabilirsiniz. Örneğin banyoda şofben ya da elbise asacak kapı arkası askılık gibi… Ama hakkını yemeyeyim en baba oda benle Haso’nundu. Balkonu vardı ve sigara içmek için geceleyin çok güzel bir manzarası vardı. Zaten ondan dolayı başladım hep sigaraya.
    Oda arkadaşım Haso benim imam oğlu olduğum için sofu zannetmesi ve ben onu sadece tipinden dolayı sofu zannetmem aynı gece telefon etmek için dışarıya çıktığımızda, benim ona sigara uzatmamla bitti. Ve o bir tek sigara 6-7 yıl boyunca tartışması bile olmayan bir arkadaşlığa neden oldu.
    ladybird;
    fevziye var, ama o asla asla 3. kişi degildir; fevziye bizdendir, biz de fevziye'denizdir : ))
    Cok tatlisiniz kizlar:) Mashallah:)

    Mashallah ne guzel, siz bir kandil gecesi, biz de bir ramazan gecesi tanismisiz:) Allah cennette cumlemizi komsu&arkadas eylesin inshallah.

    Dr.Ross
    Sizinki de guzel bir tanismaymis:))
    eyvallah...:) "sınav var çalışmadım" hastalığı 3-4 sene öncesini hatırlattı bana :)))))) pişman değilim:) gene olsa gene yaparım. bknz ramazan bayramı bayram ertesine sınav mı konur? Allahsız tospalar! artık nihat genç okumucam beni küfre alıştırıyo... katılıyorum fevziye'cime ben de pişman değilim:) bi de hastalığın ilginç yanı bu şeyleri yaparken normalden çoook daha fazla hoşlanmanız,yani snv ların böyle güzel yanları da var ,dimi ama? :) bende de okuldayken vardı bu hastalık. Bence bu insanın elinde olan birşey değil. Psikolojik olarak strese girmeyen örenciler genelde derslerinde başarılı olamıyordu bizde... Bu stresin bi faydası örencileri motivasyona sevk etmesidir. Öğrenciler ister istemez kafalarında şu soru işaretlerini koyuyor: "Acaba ben günde 6 saat çalışarak yeterince çalışmadım mı? Diğer arkadaşlarım soruları benden daha iyi bilirlerse çan eğrisinin altında mı kalacam? Ya hoca birilerini bırakmak zorunda hissedip te çalışanlar arasında en az çalışanın ben olduğunu düşüncesine kapılırsa?". Bu gibi tedirginlikler örencileri başarılı kılsa da şiddet durumunda psikolojik bozukluklara sebep olur. Şekil-1-a "Ben". "Ya hoca birilerini bırakmak zorunda hissedip te çalışanlar arasında en az çalışanın ben olduğunu düşüncesine kapılırsa?"

    bizde çan egrisi felan yok neyse ki. ama beni de en çok strese sokan bu üstteki. nitekim bugünki sınavda, stajı geçenlerin sonuncusuyum. benden düşük alan tek kişi var, o da kaldı. eger o kalmasa idi, belki de kalan tek kişi ben olacaktım.

    ama insaf etsinler. testten 84 almışım, sözlüme 40 vermişler. bizde geçme notu 60. 62 ile geçtim işte. yani kalmam işten bile degildi, sonuncu olsaydım. bu yüzden çok çalışmayan bi grupta olmak daha iyidir. en güzelidir.

    aslında sınavlardan önce arkadasların ortalama stres düzeylerine göre, çok rahat bi ogrenci sayılabilirim ama bu sınavda kötüydüm galiba. dün gece uyuyamadım, sabah midem bulandı felan. şimdi de bulanıyor, başım dönüyor, üşüyorum. evde tek başıma kaldım. yalnızlık çaptı galiba. eheh.
    anonymous;

    bunları sınav zamanı yaparken daha çok mu hoşlanıyoruz. emin degilim. sınav zamanı ders çalışmayayım da aman ne olursa düşüncesi vardır, sanırım pek bişey hissetmiyoruz bunları yaparken. yani ben hissetmiyorum. öylesine yapıyorum işte. oyalanmak için. eger o işi yapmazsam boş durdugum için kendimi daha suçlu hissedeceimdir, o yüzden boş kalmamalıyımdır, ders çalışasım da hiç yoktur felan.

    sınav yokken boş boş oturmaya tercih etmedigimiz bu seyleri, sınav varken yapıyorsak; bu, daha çok zevk aldıgımızdan degil, boş kalamadigimizdandır diye düşünüyorum.
    İmtihan stresi çekmenize gerek yok.
    Ben ünideyken son senenin en mühim imtihanına hiç çalışmamıştım.İmtihan sözlüydü ve sıramı beklerken iki üç konuyu okudum ne olur ne olmaz diyerek.
    Sorular ordan çıktı şansıma. :-)
    Yüksek puanla geçtim.
    Strese değmezmiş. :-)
    her zaman işler öyle yaver gitmiyor işte cenk ünal. bana da anlatmadıkları, notlarda olmayan seyler sordular mesela : ))

    ya aslında gecen sene çok ballı idim, bu yıl bi haller oldu. kimse hasta sunmazken hocalar beni seciyo, zor soran hocalara düsüyom felan.
    :))
    Cok ozledim sizleri:)

    6 kisi bir yurt odasinda yasardik yillar once:) Final zamani en cok kitap okudugumuz zamandi kesinlikle:) Bir de geyigin dibine vurdugumuz zaman:)

    En son iki sene kendimizi orguye vurmustuk:) Sinav vakti stres atiyorum bahanesi ile ortaligi boyunatkisina bogmustuk:P (En kolay o da o yuzden:) Koltuk kesme derdi yok:P)
    bu stresten kurtulmanın en kolay yolu:
    cizgi film :)
    bir de bunun "ödev/makale/tez var yazmadım" hali vardır ki o da başka bir ömür törpüsüdür. fenadır.

    sanıyorum literatürde bu illet "procrastination" olarak anılıyor.
    ryu kun;
    tez/makale felan, kronik seyirli bişey olduğundan daha zor bizimkinden. bizim sürekli sınavlar oluyor, bi süre sonra vücüt direnç kazanıyor, ilki kadar şiddetli olmuyor hastalık. sizde tek tez var, nasıl direnç kazanasınız. allah yardımcınız olsun valla.
    insan;
    bu ara televizyonlarda hiç güzel çizgi film yok galiba. eskiden ne güzel candy'ler sandy bell'ler, böyle harika kız çizgi filmleri vardı. çocuklar için pembe dizi tadında :) televizyonlarda yok da, güzel sinema filmler çıkıyor, duyuyoruz, ama izmitte bulamıyoruz.

    arkadaşlarda çizgi film koleksiyonları varmış, duyuyoruz, ama onlardan da faydalanamıyoruz...

    tahin;
    örgülerin modası geçti artık, şimdiki nesil takı yapıyor sürekli :) her gün başka başka küpeler, kolyeler, bileklikler... ama beni örgü gibi sarmadı.
    Bu can sıkıntısı çağımızın en büyük salgınlarından biri... En büyük belirtisi de bizim gibi canı sıkılanların saatlerce bilgisayar başında sosyalleştiğini zannederek bilakis iyice asosyalleşmeleridir. Şekil 2-b-"Ben". İnsanlarımız gitgide batılılaşma yolunda adımları hızlı hızlı atarlarken yaşam tarzlarını da batının tek dişi kalmış medeniyetine kaptırmak gafleti ve ne yazık ki gayreti içindeler. Bazı göstergeleri:
    Dini Bayramlarda insanlarımızın kimseyle bayramlaşmadan tatil yörelerine gitmeleri.
    Apartman hayatı yaşayan kişilerin komşusunu dahi tanıma çabası sarfetmemesi.
    İnsanların kentleşme adı altında aile ve akraba mefhumunundan zamanla uzak kalmaları... vs.vs...
    Buna dur demenin bir yolu var mı??? Var tabii ki. Dejenere toplumumuza kültürüne sahip çıkma bilincini nasıl kazandırırız sorusunu çözmek yeter. Baz model Japonya. Japonlar hem gelişmişliği, hem zenginliği, hem kendi kültürlerini birarada yaşıyorlar. Aslında bu üç olgu da birbirleriyle etkileşimli... Kültürlerini başlıca dürüstlük üzerine oturtmuşlar. Bu da beraberinde zenginliği getiriyor. Zenginlik ise beraberinde gelişmişliği getiriyor. Kusuruma bakmayın ama bizim kullanamadığımız ama Japonların kültüründen daha sağlam kültürümüz maalesef batının şiddetli rüzgarı etkisindedir. Biz bu sevdalarla hem canımızı sıkar hem de muvaffak olamayız. Kalınız sağlıcakla. :]
    Kim bu derviş böyle bilmiş bilmiş?

    diyerekten yazmaya çalıştığım yorum bir başka blog yorum şeysine tıklayınca uçtu gitti.geri döndüğümde yoktu.gelde yaz şimdi bir dahaa.

    uzun lafın kısası can sıkıntı pek olmaz ya bende.aslında bundan bahsetmemiştim ama =) üzülebilirim ama canım sıkılmaz.

    konudan alakasız olarak geçenlerde bi hoca bana seni hep derviş
    gördüm dedi.derviş olma anlamında dedi.

    şahsen soyşıl olalım/ın davasını verdim bir süre çok ama bunu kabul edende etmeyende en sonunda net bağımlısı olarak kaldılar.=) o yüzden bilemiyorum.ama gelecekten ümitliyim.aslında sizin bi 20üstü olduğunuzu varsayarsak ;yani şöyle bi 5 sene sonra çok daha farklı olurum diye düşünüyorum aslında sosyallik anlamında ama..zor tabii değerlere sahip çıkmak falan..dur bakalım zaman neler gösterecek..

    bende insanların yaşla değişeceğini falan düşünüyorum ama öyle değil galiba.ne de olsa şurda 40küsur yaşında bi kadın 40küsur yaşında bi kadınla küsebiliyorken..yada 40yaşında bir erkek yalnız hissedebiliyorken..

    asosyalliğide bir rahatsızlık olarak görüyorum.kolay şey olmasa gerek yani.yani mesela burda oturmak asosyallik değil ama bir cemiyette ya da herhangi bir yerde rahatsız hissetmek ya da cemiyetlerden kaçmak asosyallik olabilir.veya diksiyon anlamındada aktarmamak burda aktardıklarımızı falan..o bakımdan da, dengeyi kurmak lazım..

    aslında ben özlüyorum ya bu blogları..P: okumayı..
    yazmayında okumayayım.
    neyse.öyle bişeyler işte.
    ben bu hastalığın pençesine tam dört sene boyunca düştüm ama gelin görün ki hastalığın acısı hastalık yaşanırken değil de yaşandıktan sonra çıkıyor :) çok doğru might, çok doğru. ne yazık ki çok doğru. :) pss ve sös diye terimler var :)
    sınav öncesi sendromu ve post-sınavik sendromlar :)
    sanırım tıp öğrencisisiniz :)
    hastalığın prognozunu etkileyen sebepleri de yazsak güzel olabilir :)
    geçtiğimiz hafta nöro. sınavında tam bir SÖS yaşamıştım Allaha şükür geçti..
    hepsi bitsin, TUS da hayırlarla geçsin inşallah ve yerleşelim yerlerimize dimi :)
    istanbul'dan özlediğim şeyler listesi 3 ve 8 favorim. diğerleri ya benden alakasız ya da hiç yapmadığım (ama yapmış olsam seveceğimden süphe yok) işler. 3-4-5 yapmak istiyorum hemen hemde 4 ve 7 (Eyüp anadolu ihl ve yıllar 1993-99)

    bir de piyerloti ile hisarüstü
    piyerloti evet, ama kışın, havalar sogukken, kalabalık degilken.. hisarüstünü bilmiyorum. galiba hiç gitmedim. ne biçim istanbullu idim, hisarüstüne bile gitmemiş idim. evinden pek dışarı çıkmayan bi istanbullu idim iste, kalabalıgı sevmiyorum, gidecegim yerlerin sakin olması yetmiyor, gidecegim yerin yolları da sakin olmalı, olmuyor :) hisarustune bogazicililerden baska giden mi varmis ;)
    rukiyecim sen benim obursu eve gel bir dahaki istanbul seferinde, hisarustu orasi iste.
    İnsan hisarüstünden boğazı seyrettiğinde sanki şehri kendisi fethetmiş gibi hissediyor.

    Ramazan Bayramı gelse de fethetsem İstanbulu yeniden.
    çagirdin da gelmedik mi zeynepçim :) Kusura bakmayın Quentin hanım. İsterseniz yorumumu silebilirsiniz. Ama yine de sizi eleştiri oklarıma hedef yapamadan duramayacağım. Şöyle ki: bu yazdıklarınız, bana İstanbul'da özlediğiniz şeyleri göstermekten çok kültür seviyenizin yüksekmiş gibi gösterme çabanız gibi geldi. Yani entel görünme hevesinden başka birşey değil. Çünkü saydıklarınız alçakgönüllü camii, türbe, sıcak ve ucuz bir yer ev in yanında gizlenmiş; ortalamanın üstünde bir malvarlığı gerektiren dershane, Fen lisesi, Moda, koruda kahvaltı yapmak vs. vs. işleri entel, yüksek kültüre sahip ve burjuva görünme çabasından başka birşey değildir.

    Avam olarak bu eleştirilerimden dolayı lütfen beni affedin. Yine dervişliğimi yaptım.:)
    ne kadar da haklısınız. zaten benim en sevdiğim şarkı "ah bir entel olsam, la la la la...." şarkısıdır. yok efendim. katilmiyorum ben. zira sn. quentin enteldir filan ama tek luksu pattizdir kendisinin. mesela korularda kahvalti yapmak oyle sandiginiz gibi masrafli degildir.

    aslinda ben bunlari soylemyecektim de sunu soyleyecektim:

    fethipasa'daki o iki masadan biri hangisi merak ettim ben
    kimisi;
    bi tanesinin arkasında böyle kocaman bi erguvan agaci var, üstte, köşede. bu masayı bilirsin.

    ikincisi de yine üstte, o simidimizi çayımızı karper peynirimizi aldıgımız binanın arkasında. merdivenlerin orda.

    siz birini sormuşsunuz ama ben ikisini de söyleyeyim dedim.
    mutsuzluk ya öyle demeyin, bir cok kisi okula alinmak icin bekliyor, yani yeter ki okul olsun gibi bi durum var,
    misal ben :)
    misal sina :)
    Mezun oldıktan sonra ben bu tarz sözlerime pişman oldum.Meğer okullu olmak ne iyiymiş... Bizim okul eylul'un son haftasi aciliyor, mayisin ortasinda da tatile giriyoruz. 4 ay tatilimiz oluyor. ne mutlu bize:)

    bu haber seni mutlu eder belki:P
    aa ne bu ladybird:P nereye baksam sen, nereye baksam sen:P sen yeni yeni bloglar kesfetsene, birak ben eskilerle idare ederim :)) :))
    Yalniz basima kesfedemem:P Ekip arkadasim da gelsin oyle:D
    divan;
    düşününce öyle tabi. ama tatilin bitmesi insanı mutsu ediyor yine de. bir de okulu sevmemek mutsuz ediyor. bir de.... böyle yani.

    şehnaz;
    ögrenci olmak iyidir; okula %80 devam zorunluluğu ve sınıf sekiz kişi olduğu için yokluğunun hemen fark edilmesi kötüdür.

    ladybird;
    genelde öyle uzun tatiller var her yerde, içimiz gidiyor. geçen iki aya şükrettik, bu yıl 1 haziranda tatil, 1 temmuzda okul başlayacak. bütünleme varsa, o bi ay da yok : (

    ne çok virgül kullanıyorum ben böyle.

    ladybird ve tahin;
    ben de sizin peşinize takılıcam.
    Keşke benim de açılacak bir okulum olsaydı.
    Okul hayatını insan ilerde özler bence.
    quentin ben çok özledim okulu.
    bu tatilde çok yoruldum ondan sanırım..
    ama iyiki gidecek bi okulumuz var..yarın da yola çıkıyorum izmite doğru..izmitte görüşürüz artık..
    ben de cumartesi gidiyorum izmite.
    okul açılacak diye bütün düzenim bozuldu sanki. uyuyamıyorum. dün gece sabah 6'dan 9'a üç saat uyudum anca, bu gece saat 1, hala uykum yok. bütün gün yatıp durmadım da, iş yaptım; domates, fasülye topladım felan.
    quentin bize de getir sizin bahçenin mahsullerinden...kış gelsin ben de sana kivi getiririm bi dolu.. 3 saat sonra otobusum kalkacak..gidecek olmama sevinsem de bir hüzün var yine içimde,belki kötü bir his. bilemiyorum..Allah hayırlısıyla ulaştırsın beni yerime..
    izmitte görüşürüz quentin ve ruby....
    vay be geçti bitti kocamaaan tatil:) Tatilde de herşeyden uzaklaşmışım ya,zor olacak bazı şeylere tekrar alışmak. ooooo görmeyeli kalabalıklaşmış dükkan,ne güzel.... iki üç yada dört dostlar ne yapmaktalar acaba?hepsi yola çıktı herhalde...
    benim bir okulum bile yoooook (:
    sayılır yani..
    rosedesert ben yola çıkmadım daha, yola nasıl daha gec çıkabilirimin yolları üzerinde kafa yormakla meşgulüm:)

    bak bence üzülme, gerçekten.. bi zaman geliyo okulun oluyo, okulun bitiyo diploman oluyo, sonra tam istediğin gibi bi hayatın filan oluyo, her şey ama her şey hayal ettiğin gibi bile olabiliyo, ama tuhaf bişey oluyo sonra.. çok tuhaf, şöyle oluyo, her şey bu kadar yolundayken, işlerin hiç de bu kadar yolunda gitmediği bazı zamanlarda yaptıgımız gibi, bazı cümleler kurup sonlarına bazı üzülme işaretleri koyabiliyoruz, hani şunlardan: :(((
    hayır ya hayıııııııııııııııır okula gitmek istemiyorum,istemiyoruuuuuuuuuuuum:(( yrn okul açılıo,5.sene olcak ama hala kalacak bi yerim bile yok:)napsam yrn,sıgınacak bi yer bulmalıyım kendime en yakın zamanda:) Allah zihin acikligi versin, yar ve yardimciniz olsun. amin ibn-i sina, saolasın, Allah Yar ve Yardımcımız olsun evet, buna ihtiyacımız var.. keşke benimde açılacak bir okulum olsa çok özledim okulumu :S

    Allah zihin açıklığı versin yar ve yardımcınız olsun.
    Hayirli Kandiller
    ladybird&tahin
    allah razı olsun..
    kandiliniz bereketli geçmiştir insallah.
    Inshallah.
    Cumleten oyle gecmistir inshallah..

    ee.. dersler basladi mi?:)
    Dr hanim:) Sirada bekliyoruz, soracaklarimiz var:P

    Doktorlarin isi zor.. Birisi sizinle gercekten sizi sevdigi icin mi arkadaslik yapiyor, yoksa mesleginiz icin mi:P diye dusunup durmak zorundasiniz:D

    Haluk Nurbaki hoca doktor bir ogrencisine soyle demis; "Ilgilendigin her hastana, hemen arkasindan hakkini helal et. Hepsine hakkin geciyor.." Doktor olmak ne guzel, doktorluk ne kutlu bir meslek, mashallah..
    dersler basladi evet. hem de cok hızlı. aslında bu hafta sonu ders calismali idim. ama ben bi gun lise arkadaslarimla bi gün de ortaokul arkadaslarimla bulustum. bulusmaları ders calismaya tercih ettigim icin mutluyum. yine olsa yine yaparım. cagirin, geliyim arkadaslar. sınavdan onceki hafta sonu olsun, gene gelirim : ) çağırıyorum..ramazan da ayarlıcaz bi gün, ama ne hangi gün şu an meçhul. şöyle diyelim ben istanbula gelince:P eskiden sadece ben ayarlıyodum artık istanbul tayfası da kendi kendine buluşuyormuş. güzel bi gelişme. okul açıldı, iki hafta geçti. degisen bişey var mı arkadaslar. haaaaayır. hala mutsuzuz : )

    nazan'ın hala evi yok. eheh.

    ben de uyuyamıyorum bu aralar niyeyse. bipolar bozukluğun manik epizodunda olabilirim mesela. canım uyumak istemiyor. bugün 3 saatlik uyku ile sabah erkenden kalktım okula gittim, vizit yaptık, dersleri dinledim, iki günlük bulaşığı yıkadım, odamı topladım, ki arkadaslar benim odamı toplamaya karar verdigimde odanın ne halde oldugunu bilirler, sonra izmit-bolu otobüs yolculugu yaptım. otobüste bile uyuyamadım. ki daha geçen hafta sonu istanbulda bindigim her tekerlekli araçta uyumuştum, ki buna kadıkoy-pendik minibüsleri de dahildi. ama uykunun azalması dışında manik epizod tanı kriterleri pek tutmuyor. uyumayıp da bişeyler yapmıyorum yani. oturuyorum. sahiden. dakikalarca aynı yerde, aynı şekilde oturmuş buluyorum kendimi. bolu'da hiç böyle olmazdım.

    bipolar bozuklugun manik epizodu degilse kafein intoksikasyonu da olabilir. her şey geçen hafta sonu sevda'nın beni kahve dünyası'na götürmesi ile başladı. sürekli kahveli çukulata yedik orda. sonra bu hafta başından beri her gün 3-4 kupa çay içmeye başladım. dünyanın en güzel kokusunun kahve kokusu oldugunu düşünmeye başladım. kahve kokusu duyunca kendimi tutamıyorum, 5 kat aşağıdaki kantine inip kendime kahve alıyorum.

    bu kahveci egilimlerimden yanlis anlasilmasin, caydan vaz geçmiş degilim. onun yeri ayrıdır. çayda da kafein var mıydı ya? eger varsa günde 3-4 kupa kahve + sayısız bardak çay.. kafein.. sonra vermidon'da da kafein var.

    manik miyim kafeinli miyim. saat 24 oluyor, hala uykum gelmiyor. otobüstede ikramların arasında kahve vardı zaten, kokuyu duyunca tutamadım kendimi, gene kahve istedim.
    aslında böyle uzun yorumlara karşıyım. Size şu kadarını söyleyebilirim. İş hayatına atıldığınızda okul hayatını çok ama çooooook özleyeceksiniz ki; zamanı geriye çevirme imkanınız olmayacak. Şu an tanıdığınız, aranızın en kötü olduğu arkadaşınız bile geriye baktığınızda, size çok şirin görünecek. Çünkü şu an aranız