28 Mart 2010 Pazar

nice fiction

ahir zaman içinde
harbour liman içinde
dedeler hayyal meyyal iken
pireneler yer yer parçalı bulutlu iken
ben kaf dağının eşiğinde
zangır zangır üşür iken
uzak uzak bir ülkede
bir keloğlan yaşarmış.
gerisi bizi ilgilendirmez
padişahın kızıyla arasında olan özel şeyler
sonra az gittim, uz gittim
çayır çimen düz gittim
meşe, gürgen, palamut ağaçlı ormana geldim
ekmek parçalarını takip ettim
vay canına! muhteşem bir evle karşılaştım
ev devasa bir tiramisuydu
kapıyı çaldım, kibritçi kız açtı
ona sepetimden bir kivi çıkarıp verdim
bunu keloğlanın annesi vermişti
gerisi bizi ilgilendirmez
yedi basamaklı cücelerle arasında olan özel şeyler
gel zaman git zaman
çok yoruldum, oy aman!
şöyle bir ağaç altında dinleneyim en iyisi
ama ağacın altındaki de kim, o da nesi?
yok bişey, korkma, o fareli köyün kavalcısı
gerisi bizi ilgilendirmez
köylülerle arasında olan özel şeyler
sonra nolur bilirsiniz
gökten zembille üç elma inecek değil
alaaddin keykubatın sihirli lambasından üç eticin çıktı
biri bana, biri sana , biri de kırk haramilere mecburen
saçmalamaya meyyalim vallahi dertten
sevgilerle,
ruby andersen
16 Mart 2010 Salı

kötü beslenme alışkanlıklarım

nutella mı sucuklu tost mu?
-nutella!
nutella mı halley mi?
-nutella!
nutella mı mercimek çorbası mı?
-nutella!
nutella mı fırında makarna mı?
-nutella!
nutella mı zeytinyağlı sarma mı?
-nutella!
sanırım bu böyle uzayıp gidebilir...
3 Mart 2010 Çarşamba

ölüler evinden anılar

uyandım. ama gözlerimi açmadım. bu on beş dakika sürüyordu genelde. diğer taraftan, bu tarafa gelişim. evde kimse uyanmamıştı anlaşılan. uyansalar çatal, bıçak, terlik, gazete sayfaları çevrilme sesi olurdu. yoktu. kalktım. pencereye dogru yürüdüm. perdeyi açtım. hayır, olamaz, yine mi!.. dedim. apartmanın önünde boylu boyunca uzanmış bir adam yatıyordu. üzerine gazeteler örtmüşlerdi. öldürmüşlerdi adamı anlayacağınız. bu kaçıncı, dedim. niye sürekli bizim apartmanın önünde öldürüyorlardı sanki. moralim bozuldu sabah sabah. gittim yüzümü yıkadım. aklıma sürekli adamın gazetelerin altından görünen kahverengi ayakkabıları geliyordu. niye kahverengi almış acaba, siyah alırlar genelde filan gibi şeyler düşünüyordum. hep böyle olmayacak yerlerde saçma sapan şeyler gelirdi aklıma zaten. birşeyler yiyeyim en iyisi ben dedim. mutfağa gittim. kapıyı açtım. hayır! bu kadarı da fazlaydı. yerde şişko bir adam yatıyordu. daha da kötüsü bu da ölmüştü. üzerinde gazeteler yok allahtan, dedim. ölülerin üzerine gazete örtülmesine dayanamıyordum çünkü. çok moralim bozuluyordu. ayrıca bu adamın huzur içinde ölmüş gibi bir hali vardı. sanki dolaptaki her şeyi yemiş, yemiş, yemiş, son yaprak sarmasını da yedikten sonra derin bir oh çekip son nefesini vermiş gibi görünüyordu. ama niye bizim mutfakta? üstelik de buzdolabının önünü kaplamıştı tamamen. açmam imkansız görünüyordu. neyse boşver, dedim. insanda iştah filan bırakmıyorlardı. mutfaktan çıktım. kapıyı ölü şişko adamın üzerine sıkıca kapattım. birileri gelip üzerine gazete filan örterlerdi, neme lazım. salona girmeye korkmaya başlamıştım. bir adli vaka daha kaldıramam gibi geliyordu. şöyle kapının aralığından bakıp kapatacaktım. kapıyı açtım. oh, burada hiç ölü yok neyse ki dedim. gidip koltuğa oturdum. balıkların kavanozuna bakmaya başladım dik dik. turuncu olan çılgınlar gibi koşturuyordu çünkü. kalktım, kavanozu elime aldım. işte bu! bu odada da bir mevta olmasaydı olmazdı zaten, dedim. gri balık ağzının kenarları ve karnı simsiyah olmuş, kavanozun dibinde yan gelmiş yatıyordu. üzerine gazete örtmemişlerdi çok şükür. dünyadaki bütün canlılar öldü, tek ben mi kaldım yoksa diye korkmaya başladım. başka hiç bir odanın kapısını açmadan, pencereden dışarı filan bakmadan dogru odama gittim. kapıyı kapattım. yatağa yattım. battaniyeyi kafama çektim. gözlerimi kapattım. sonra nolduğunu kimse tahmin edemez!

yani gerçekten tahmin edemez. ben bile edemiyorum. ama ruh sağlığım açısından mortalitesi daha düşük bir rüyaya geçmiş olabileceğim ihtimali üzerinde düşünülmeli.
1 Mart 2010 Pazartesi

insanlar neden evlenir?

rum suresi'nden mülhem, "kadın ile erkek birbirinde sükunet bulabilsin diye" derim. 21. ayet...
ayrıca bu duyduğum, okuduğum, hissettiğim ve bildiğim en mükemmel aşk tarifidir.

emre/http://www.formspring.me/cetele
| Top ↑ |