okul mokul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okul mokul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Ağustos 2008 Pazartesi

impossibilities..





ve psikiyatri bitti.. beşinci katta, kapısını bir görevlinin özel bir kartla açtığı psikiyatri servisinde canan bir süre daha koridorda 'çok korkuyorum, ya uyuyamassam' diye dolaşmaya ve durup dururken aglamaya devam edecek, bilal kaşlarını çatıp sürekli sigara odasında sigara içecek, elmas önüne gelene 'sizi bir kere öpeyim, nolur, sizi çok seviyorum' diyecek, imran hep önüne bakıp, somurtarak yürümeye devam edecek, mehmet salih bey kübalardan, pinochelerden, beatlestan, ahmet kayadan, el hamra sarayından filan bahsedecek birilerine..


vee mert.. evet mert.. mert de bence psikiyatri servisinin tarihine gelmiş geçmiş en centilmen, en sempatik hasta olarak gececek. gitarıyla antonio sancheslerden 'sadece yol almak istiyorum' gibi harika ötesi şarkılar çalıp, söyleyecek, içinde elmasın, cananın, bilalin adını gecirecek şarkıların, canan'a 'uyusun da büyüsün maşallah' lı şarkılar söyleyecek, herkese her şey için teşekkür edecek hemen, nasılsınız diye hatrını soracak herkeslerin.. mert de bir süre daha serviste olmaya devam edecek gibi görünüyor. ama ne yazık ki ben o bir süre boyunca serviste olacak gibi görünmüyorum hiç:) çok üzücü gerçekten.


offff, off... ünlü bir türk düşünürünün de dediği gibi hayat ne kadar garip, vapurlar felan.. ünlü bir türk şairi de şöyle der: hiç olmayacak bir nedeni, hiç gelmeyecek bir gideni, hiç beklediniz mi. ünlü bir türk annesi de şöyle demiştir: yani kızım, nerde olmayacak biri var gidip onu begeniyosun sen de, vakti zamanında da ufo gerçegi diye tuhaf bi program sunan adama aşık olmuştun hatırlarsan. bazı anneler de işte böyle kırıcı oluyor bazen..
sözlerime burada son verirken, çok manidar bir şarkıyla konuşmamı bitirmek istiyorum izninizle baylar, bayanlar :


öhöm, öhöm.. psikiyatri bittiiii.. elimden minik bir balık kayıp gittiii.. psikiyatrii hiç biteer miii... kalııır....
efendim? bu şarkı böyle değil miydi? hımm, olabilir, bundan sonra böyle :)
12 Ağustos 2008 Salı

lütfen ağlama!

karşımda ağlayan bir hasta görünce çok üzülüyorum. hastanın karşısında oturduğum o sandalyeden kalkmak, hastanın yanına oturmak, mümkünse kolumu omzuna atmak, sonra da 'ya üzülme, hadi gel çıkışta seninle elma çayı içmeye gidelim sahile, yada istersen bana cep telefonunu ver, seni ararım bazen konuşuruz yada istersen sen beni ararsın, hatta bak bu akşam bize gel, cips yiyip, film seyrederiz, ne dersin?' demek geliyor içimden. zor tutuyorum kendimi bunları dememek için, ama tutuyorum işte. yani hiç de böyle şeyler çıkmıyor ağzımdan. onların yerine 'hastalıgınız kendinize ve cevrenize bakışınızda değişiklik oluşturdu mu yada ergen polikliniginden beklentileriniz neler?' gibi saçma sapan şeyler soruyorum.

oysa annem ben dogmadan babam tarafından terk edilseydi, sonra babam korkunç bir üvey anneyle eve geri dönseydi, sonra annem şizofreni tanısı alıp, akrabaları tarafından dedemin evine geri götürülseydi, beş kardeşimle yalnız, yapayalnız kalsaydım hayatın orta yerinde, bazı geceler abim o gün mendil satamadıgı için eve ekmek getiremeseydi, ve hiç bir şey yemeden öyle aç aç uyumaya çalışsaydık, annemi yıllarca göremeseydim, annem yıllarca dayımın evinin hiç penceresi olmayan, kapkaranlık bir odasında tek başına, her gün sadece kuru ekmek yiyerek yaşasaydı ve daha bunlar gibi beş yüz milyon tane korkunç şey olsaydı hayatımda ve beş yüz milyon tane korkunç şey yaşamak için çok küçük olsaydım, birinin karşıma geçip de bana 'hastalıgın hakkındaki görüşün nedir' gibi duygusuz bir şey sormasındansa , hadi gel biraz yürüyelim, istersen çay içelim, istersen ağla, istersen anlat, istersen sus, yani sen nasıl istersen öyle olsun, en azından bir süreliğine, demesini tercih ederdim.

hiç bir zaman şu soğuk, mesafeli, akılcı çözümler getiren, yüksek perdeden konuşan, yani işte tam bir doktor dediklerinden olamayacağım sanırım.

bu, pek de umrumda değil sanırım.

böyle şeyler umrunda olanlara da biraz acıyorum sanırım.
10 Ağustos 2008 Pazar

nöbet no:002/psikiyatri servisi

kolay ikna olan hasta
-dr beeey, dr beey! (nefes nefese kalmış panik içindeki hasta dr odasına hızla dalar)
-buyrun?
-benim kalbim çok hızlı atıyor dr bey.
-olur böyle bu hastalıkta hanfendi, geçici şeyler bunlar, kalbinizle ilgisi yok.
-hımm, tamam.

kolay ikna olmayan hasta
-dr bey, ben kendimi çok kötü hissediyorum.
-nasıl kötü?
-bana risperidal verdiler ya, işte böyle içim içime sıgmıyor, süpermenmişim gibi filan hissediyorum
- yok içiniz rahat olsun osman bey, sizin hastalıgınızda böyle şeyler görülebilir.
(hasta gün boyunca aynı şikayetlerle dr odasına gelmekten bıkmamış, usanmamıştır)

ikna olmaya hiç niyeti olmayan hasta
-buyrun hanfendi?
-...
-bir şey mi soracaktınız?
-yooo, geziyorum ben.
-burası doktor odası ama.
-nolmuş?
-ee,şey,yani..

intern odasında meyve suyu içip, kitap okurken bi yandan da ilk iki diyaloğa kulak misafiri oluyor, zavallı levent abi diye düşünüp, birazcık da kıs kıs gülmek dedikleri şu şeyi yapıyordum.

ama neymiş, yine az sayıda kelimeyle çok sayıda şey söyleyebilme konusunda pek yetenekli muhteşem atalarımızdan biri bir kez daha dogru söylemiş, komşuna gülersen o vakit başına gelirmiş.
nitekim 3. hasta intern odasına dalınca, hasta karşısında ne yapacagını, ne diyecegini bilemeyip, öyle kalakalınca, kıs kıs güldüğüm bütün o dk'lar yüzünden kendimden son derece utandım.

sakın kimseye kıs kıs gülmeyin!
26 Şubat 2008 Salı

benim nefret ettiğim bir şey varsa o da ayrılık zira sabahın ilk otobüsünde ve gecenin son vapurunda bir çiçeği öldürmeye benziyor bütün ayrılıklar

-ne yani böyle aynı masada karşılıklı oturup mu çalışacagız? -iyi, peki, ben giderim. -Dur, dur, öyle demek istemedim, aa, gitti./ hoşçakal rukiye, annene selam söyle, ama sakın babana söyleme tamam mı?/ benim kazağım %100 yün, deterjanım ariel, üstelik babam da profesör, hıh!/ buralar böööyle bostandı, sen bilmezsin/ -gözlüğümü bulamıyorum. -yine mi? kesin küvetin yanındadır. -aaa, hakikaten oradaymış. /fethipaşa, erguvanlar, köşedeki masa, simit, çay, fethipaşada kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı./ -nurettin topçu mu, o da kim? -bukowski mi, o kim asıl?/ tais toi, iki dostun yeri kitapçısı, hayaller, ikidostunyeri.blogspot.com, bloglar aleminde erken yasta gelen ün, şan, şöhret vs./ sultanahmet kitap fuarları, kadıköy kitapçıları, yeni valide camii'nin bahçesi, o bahçedeki at kestanesi ağacının altında hiç tanımadığımız insanlarla yaptığımız o harika iftar/ aa yine mi inekli bir şey aldı ablan sana, inekleri seviyor galiba. -hayır, beni seviyor ablam. -e, tamam ben de onu diyorum işte./ inanmıyorum, bu pilav tabağının yatağının altında ne işi var? -ee, şey, kem küm.../ -geçen yılki F1 pilotu nerelidir? -Finlandiya -atıyosun. -niye atayım ya/ canım sıkılıyor benim. -sıkılacak tabi./ komik bile olmayan şeylere sırtlanlar gibi gülüyor bu insanlar da./ içimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu. beraber yürüyelim olur mu?/ geleneksel olarak her yıl aynı kıyafetlerle senai demirci konferansına giden 3 kız./ -insanlar niye böyle her şeye gülüyor? ne konuşuyorlar bu kadar çok? biz niye öyle değiliz? -bilmem ki. -ben yine de seninleyken mutluyum. -ben de.../ bak sana biyokimya notlarını özet çıkardım, bunlar da histoloji notlarının özeti./ bir herif var kitapta, böyle sürekli kahkahalarla güldüm diyor./ kemal sayar var ya, o benim hastanede ziyaretime geldi. -hadi bee! -tabi./ -bu fabrika yüzünden iyice asablarım boşaldı benim. -asabım bozuldu denir ona./ nefret ettiğim bir şey varsa o da çizidir. -benim nefret ettiğim bir şey varsa o da ayrılık
zira sabahın ilk otobüsünde
ve gecenin son vapurunda
bir çiçeği öldürmeye benziyor
bütün ayrılıklar
7 Eylül 2007 Cuma

acil nöbet

iyi geceler...

yurdumun güzel insanları, sizler şimdi yataklarınızda mışıl mışıl uyurken, ben; sabahın 5.16'sında, olur da birinizin başına bir şey gelir, rahatsızlanır diye hastanemiz acil servisinde tek uyanık doktor olaraktan nöbet tutuyorum. evet, biliyorum halkım benimle gurur duyuyor. evet halkım, ben sizin için varım sevgili halkım. çok uykum geldi artık ama sevgili halkım. biriniz böğürtlenli nestea ısmarlasa ya halkım. çok da açım aslında. akşam 18.30 sularından beri ağzıma bir lokma bir şey girmiş değil sevgili halkım. sizin için aç, susuz, uykusuz nöbet tutuyorum hastane köşelerinde.
13 Temmuz 2007 Cuma

nerden çıktı bunlar..

çok canım sıkılıyodu quentin. acaba benim canım , ösefagus alt sfinkterinde, pilorda veya ilioçekal valf'in oralarda bi yerde filan mı sıkıştı gibi garip şeyler düşünüyodum. çok dardı oralar hani. mesela nazanın canı hiç sıkılmıyodu, onun canı kesin diaframının üstünde bi yerlerde, böyle nefes alıp verdikçe, bi aşağı bi yukarı gidip geliyo canı, böylece hiç sıkılmıyodu galiba. bi de nazan canı sıkılıyo gibi olunca hemen uyuyodu, o uyurken canı gidip bi hava filan alıyo, cips filan yiyiyo, sonra nazan uyanmadan koşarak gelip nazanın içine giriyodu sanırım. benimse sıkılınca komik bi şeyler düşünmem gerekiyodu ama aklıma hiç komik bi şey gelmiyodu. sanki beş yüz yıldır komik bi şey olmamış gibiydi. sonra birden şu ölüm sonrası değişiklikler dersi geldi aklıma. ölü morluğu, parşömenleşme, salamurlaşma, tamam komik bi ders değildi ama çok gülmüştüm o derste. hani slaytlardan birinde, bacakları, kolları filan yataktan sarkmış, ama vücudunun geri kalanı hala yatakta olan ölü bi adam vardı. ümit hoca ' işte ölüm katılığına örnek çocuklar ' deyince , aygün ' hocam, adam debelenirken mi katılaşmış ' demişti ya, nasıl gülmüştüm, nasıl.. böyle komik şeyleri üzerinden yetmiş yıl filan gecince anlatmak komik olmuyor tabi ama hayal ederken yine eskisi gibi komik, gerçekten quentin.

sonra biri aklıma hiç komik olmayan bi şey getirdi birden. bu biri annem olabilir. çünkü böyle komik şeyler düşünürken birden odaya girdi ve ' bu masa niye böyle odanın ortasında duruyor ' gibi bi şeyler söyledi sanırım, tam olarak anlamıyodum, çünkü salamurlaşma deyince aklıma zeytinler gelmişti, hani salamura zeytin mi diyolardı, işte zeytinlerin nasıl salamurlaştıgını düşünüyodum. annem odaya girince komik şeyler düşünürken sinaptik aralıga salınan tüm nörotransmitterlerim inhibe oluvermişti ve komik olmayan bazı şeyler gelmeye başlamıştı aklıma.

yine adli tıp stajında bi derste çok feci midem bulanmaya başlamıştı. ders bitsin, ders bitsin, ders bitsin diyodum içimden sürekli, saate bakamıyodum, dersi dinleyemiyodum, öyle kalakalmıştım resmen, bi şey yapınca mesela hocanın ayakkabı bagcıklarına filan bakarken midem daha çok bulanıyodu. ders bitince hemen lavaboya gittim tabi ama aman allahım yüzüm beyaz ötesiydi, casper'ın kuzeni gibi filan görünüyodum. üstelik başım dönmeye, şu gözü kararmak dedikleri şey olmaya başlamıştı. sanırım kusmam gerekiyodu ama bi türlü olmuyodu. beynimde hiç kan kalmamış ve kusma zonu ( CTZ ) inaktif olmuştu herhalde. orda yere çömelmiş, bütün o klozetler, lavabolar, sıvı sabunlar arasında berbat bi haldeydim quentin. şu on beş dk da bir saçını düzeltme ihtiyacı hisseden milyonlarca kızdan biri bile gelmiyodu. bütün bunlar yetmezmiş gibi elektrikler de kesilmesin mi. her şey çok acıklıydı. burda böyle ölürsem, yani eroinman kızın teki gibi, böyle karanlıkta, yere çömelmiş, tuvalette, yüzüm bembeyaz filan annem çok üzülür gibi şeyler düşünüyodum.

böyle işte.. orda öyle ölmedim allahtan, annem çok üzülürdü gerçekten. sadece midem biraz bulanmak, başım da biraz dönmek istemişti sanırım, hepsi bu..
2 Temmuz 2007 Pazartesi
ruby yok okulda
ruby'siz okul daha berbat, ben daha ağlak.
17 Eylül 2006 Pazar

"sınav var çalışmadım" hastalığı

semptomlar
  • can sıkıntısı. (olmazsa olmaz semptomdur. spesifik olmasa da %100 sensitiftir. )
  • bilgisayar başında saatler geçirme.
  • ders çalışmıyorum ama faydalı bişey yapıyorum; kitap okuyorum kaçışmaları (işte sırf bu yüzden en çok ögrencilik yıllarında kitap okunur. en belirgin klinik örnekler için bakınız: şeyma, fevziye)
  • normalde hiç umursanmadigi halde kalkabilirse evi temizlemeye karar verilmesi (genelde kalkılamadıgından ev sınav zamanları hiç temizlenmez, temizlemek daha yogun düşünülmesine ragmen ev, normal zamanlardan daha kirlidir. )
  • evet, oturdugu yerden kalkamamak. yattıgı yerden kalkamamak. (genel olarak kalkamamak. klinik için bakınız : rukiye)
  • televizyon basinda daha önce hiç seyredilmemis, sınavdan sonra da seyredilmeyecek dizilerle saatler gecirilmesi.
  • erkenden yatılırsa suçluluk hissedileceginden, muhtelif seylerle oyalanma, uyumama. (böylece sabah da erken kalkılmaz. kalkmamak bir eylem degil, eylemsizlik oldugundan daha kabullenilebilirdir. erken yatmak kadar suçlu hissettirmez. gerci bir grup hasta sabah kalktıklarında "ohh iyi ki de uyumusum çok uykum vardı" derler, hastalığın degisik, nadir görülen bir klinigidir. bakınız : zehra. başka bir klinik de aşırı uyumaktır. bakınız : nazan )
hastalığın seyri
  • rekürrens ve relapslar gözlenir. nöbetlerle seyreder. sınav yaklaştıkça klinik şiddetlenir. sınavdan çıkınca, önce çöküntü sonra da rezolüsyon dönemlerine girilir. bir hafta sonra hastanın hiç bişeyciği kalmaz.
  • hastalığın aşısı yoktur. geçirilmeyle bağışıklık kazanılmaz. konuşma ile bulaşır. ev arkadaslarında salgınlar görülür. öss gibi sınavlar epidemiye sebep olurlar.
  • korunmak için düzenli çalışmak gerekir.
28 Ağustos 2006 Pazartesi

mutsuzluk

bu pazartesi okul açılıyor.
çok mutsuzuz.
17 Temmuz 2006 Pazartesi
biriniz bir kaç yıldız taksın gokyüzüne
biriniz çay hazırlasın
biriniz akşam olsun
içinde atların öldüğü müzik susunca
biriniz çocukluğuna sarılıp kuyuya insin
biriniz onun uzattığı şiiri okusun
ağlamak gerekiyorsa biriniz ağlasın
biriniz akşam olsun yeniden
biriniz yağmuru dansa kaldırsın
iyi geceler bayım/mevlana idris

aygün çay hazırlasın, en hızlı o demler. ruby akşam olsun, karanlık havaları sever ruby. ryu yağmuru dansa kaldırsın. tahin şiir okusun, ben ağlarım gerekirse. ben hep ağlarım zaten. anonymouslardan biri kuyudan şiir uzatsın. nelly bir kaç yıldız taksın gökyüzüne.

zehra bize bakıp gülsün. fevziye de benimle ağlasın. nazan uyusun. hale hepimize kivi getirsin. öznur sabah bizi kahvaltiya cagirsin. tuba bana bir atkı daha örsün. zeynep şarkı söylesin.

yada isteyen istedigini olsun : )
| Top ↑ |